Etiketler

, , , , , ,

İsterse haftanın ortasında olsun, isterse bir kaç gün sürsün hatta 2 aylık olsun her türlü tatil bana Pazar günüdür. Ve Pazar günlerini oldum olası sevmem. Dışarı çıkılmaz. İçeride oturulmaz. Film seyret. Kitap oku. Örgü ör. Yazı yaz. Geçmek bilmez.

Dün öğlene doğru artık bu döngüyü kırmanın zamanı geldiği kanısına vararak dışarı fırladım. Biraz da başka bir ülkeye gitmişsin gibi bir gezi yapalım.

Gerçi, tecrübeyle sabittir, başka bir ülke gezisinde bile mümkünse pazar günleri ortadan yok olmak isterim. Nedeni belirsiz. Evde kalsan bu günlerin sessizliği deli eder, hele bir de hava güzel ve güneşli olmaz mı, al sana başlı başına bir depresyon kokusu, dışarı çıksan gürültü ve kalabalık cabası. Neyse uzatmayayım, dün çıktım ve Sabancı Müzesi’ndeki Monet sergisini görmeye gittim.

Gidiş biraz uzun yoldan oldu. Buradan tren, metrobüs, metro, otobüs ile Tarabya’ya vardık. Onca yolu teptikten sonra haliyle acıktık. Şimdi sergiye girsek 3-5 saat çıkamayacağız. Bu arada Bayram Münasebeti’yle Sabancı Müzesi akşam 20:00’ye kadar açık. Meydan Büfeleri’nde döner yiyip ayran içtikten sonra bir Emirgan otobüsüne atladık. Yeniköy’den İstinye’ye geçiş, neredeyse Göztepe’den Tarabya kadarki vakti alınca inip müzeye yürüyelim dedik. Neyse dönüş çok rahat oldu. Müzenin İTÜ Ayazağa metro durağına ücretsiz gidiş-geliş servisleri varmış haberiniz olsun. En son servise kaldığımızdan bizi Zincirlikuyu metrobüse kadar götürdüler. Sekize 10 kala müze bahçesinden hareket ettik. Sekiz buçukta evin önündeydik. Emirgan-Göztepe. Kim demiş trafik var diye?

Balık tutanlara bakmayın, boşa atıyorlar. Deniz, geçen günkü fırtına sonrası acayip pislenmiş. Yüzeyi yer yer, kopup gelmiş dal parçalarından kahverengi mantolanmış. Bazı yerlerde belediye çöp kamyonlarıyla topluyor, ama yetiştiremiyor.

Yürüdük. Yürüdük. Bir arpa boyu giderek Müzenin önüne geldik. Kuyruk. Çoluk çocuk. Biraz şaşırdım. Neden derseniz, çocuksuz gelen bir tek biz varız neredeyse. Bu kadar sanat aşıklısı bir gençlik, şaşırılmasın da ne olsun. Paris’te bile görmemişim böylesine bir şey. Ayrıca bizimkinden biliyorum okul gezisi olmazsa pek gidesi yok. Ancak çok canı sıkılacak, yapacak bir şey bulamayacak ki gitsin. Gerçi hakkını yemeyeyim şimdi, birlikte hepsini kaçar defar gezdik, tükettik.

45-50 dakika sonra gişenin önüne gelebildik. Müze Kartımı gösterdim. Mavisine indirim yokmuş. Plus olacakmış. Benim de ondan haberim yoktu. Paşa paşa 2 tam bilet ödedik girdik. O arada öğrendim ki meğer çocuklar bedava, ve çocuk yanında bir büyük bedava. Ne diyeyim içim rahatladı. Basit rastlantılı örnekleme verilerime dayanarak, “‘çocuksuz olanların tatil günlerinde müze gezme olasılığı sıfıra yakın’ önermesinin doğruluk payı %99 artı eksi 0,05’dir”, denilebilir.

Biletleri aldık, Kapıdan girdik. Fotograf çekilmesinin yasak olduğu söylendi. Flaşh kullanmadan bile yasakmış. O yüzden hiç fotoğraf yok. Haliyle, müzenin bahçedeki terastan çekilmiş gece halini, çıkışta gece olmuştu, neonladım.

Monet, izlenimcilerin babası sayılıyor. İzlenimci deyince çok basit, resmedeceğin doğaya bakıyorsun, izlenimlerini kağıda aktarıyorsun. Çizmek yok, yerine renk lekeleri var. Işık çok önemli. Günün her saatindeki ışığın ve gölgenin hareketi, ışığın yansıması, sudaki yansımalar, gece gündüz yakamozları izlenimcilerin başlıca meselelerini oluşturuyor. Günün çeşitli saatlerinde kumsala yansıyan güneş ışıkları ya da Monet’nin çok meşhur senenin her mevsiminde günün her saatinde resmedilmiş Rouen Katedralleri serisi.

Fotoğraflar http://www.ibiblio.org/wm/paint/auth/monet/rouen/ sitesinden alınmıştır.

Bu seri resimler için Monet bütün bir sene boyunca uğraşmış. Nasıl yani derseniz… Bir kere bütün izlenimciler arkalarında eşyalarını taşıyan çırakları ile gezermiş. Eh, kim taşıyacak o kadar malzemeyi? Her sabah, en az 30 adet tuvali sırtlanıp gelirler ve katedralin karşısına yerleşirlermiş. Güneşin ışığı değiştikçe Monet’de bir tuvalden diğerine geçerek izlenimlerini aktarırmış. Ne muazzam bir sabır, ne muazzam bir çalışma. Bugün her şey daha kolay tabii. Böylesine uzun bir çalışma sonucu sanat yapanını pek görmedim, ne olsa hızlı tüketim çağındayız, ama yine de günümüzün gelişmiş fotoğraf teknikleriyle kısa yollar keşfedilmiştir diye düşünüyorum. Hem büyük ihtimalle modern izlenimciliğin kuralları da değişmiştir.

Sabancı Müzesi’nde olan sergilerin bir sevdiğim yanıysa vaktin varsa eğer, o sanatçının hayatı ve yaşam tarzı, o dönemin havası hakkında da bir çok bilgiye sahip olabiliyorsun. Paris gezisinin çok yakın tarihli olması sayesinde ilk defa olarak kendimi biraz olsun bilgili hissettim. İyi bir pekişme oldu. Monet’nin fakir olduğunu, tabii göreceli olarak Cezanne’a göre vs, resimlerini satma kaygısının daha fazla olduğunu Orsay müzesinde belirtmişlerdi. Dolayısıyla Manet skandal yaratan bir Çimenler Üzerinde Piknik resmederken, Monet daha mütevazi davranabiliyordu.

File:Édouard Manet - Le Déjeuner sur l'herbe.jpghttp://en.wikipedia.org/wiki/File:%C3%89douard_Manet_-_Le_D%C3%A9jeuner_sur_l%27herbe.jpg

Claude Monet,Le déjeuner sur l'herbe,© Musée d'Orsay, dist. RMN-Grand Palais / Patrice Schmidthttp://www.musee-orsay.fr/fr/collections/oeuvres-commentees/recherche.html?no_cache=1&zoom=1&tx_damzoom_pi1%5BshowUid%5D=118110

Aslında Monet’nin bu Çimenlerde Piknik resmine hem Manet’ye karşı bir saygı duruşu hem de bir meydan okuma olarak başladığı söylentisi var. İkinci parçada, ayakta bir kadınla konuşan adamın Gustave Courbet’ye, hani şu Dünya’nın Başlangıcı tablosunu yapan adam, çok benzemesi nedeniyle resmi tamamlamadığı ve akabinde ev sahibine kirasını ödemek üzere verdiği söylense de gerçek pek bilinmiyor. Monet, daha sonra parası olunca resmi ev sahibinden geri almış. Çok büyük olduğundan olsa gerek 3 parçaya ayırarak saklamış. Bugün üçüncü parçanın nerede olduğu muamma…

Neyse buradan söyleyeceğim Monet’nin neden bir türlü para yetiştiremediğini dün öğrendim. Monet’nin ilk karısı Camille’den 2 çocuğu olmuş. Camille çok genç yaşta rahim kanserinden hayatını kaybetmiş. İkinci karısı Alice’in de 6 çocuğu varmış. Her ne kadar kırsal kesimde yaşasalar da 8 çocuğa bakmak kolay mı? Monet’nin bahçe tutkusunu da hesaba katın… Neler yaptırmış, nasıl bakmış o bahçeye gidin gözlerinizle görün…

Aslında söylemeyi unuttum Sabancı Müzesi’ndeki Monet eserlerinin çoğu Paris dışındaki Marmottan-Monet müzesinden geliyor. Monet’nin hayatta kalan küçük oğlu Michel, babasının ölümünden sonra 65 tablosunu bu müzeye bağışlayınca, müze içinde başka eserler sergilense de neredeyse Monet müzesi haline gelmiş. Bu müzedeki eserlerin yaklaşık yarısı şu an için biz İstanbul’luların emrine amade.

Çok karışık anlattım farkındayım ama, bugünkü Pazar günü için yine dışarı çıkmayı planlıyorum, sergi konusu Monet’nin Bahçesi. Fransa’nın kuzey batısındaki Vetheuil’e yerleşen Monet orada evinin bahçesini ve bahçesinde ek arazi alarak oluşturduğu ve sonra gözü gibi baktığı, büyüttüğü göleti resmedip durmuş. Son eseri nilüferler ve salkım söğütler 8 büyük pano halinde Paris’teki Orangerie Müzesi’nde görülebilir.

http://www.bonjourparis.com/story/finding-monet-musee-orangerie/

Monet bahçesine ve gölüne çok özenmiş. Sergideki resimler genelde bu bahçe üzerine yaptığı çalışmalardan, eskizlerden oluşuyor. Monet’yi hali hazırda iyi tanıyanlar için çalışma sistemini görmek çok güzel. Diğer az tanıyanlar ya da hiç tanımayanlar için farklı bir yönünü keşif söz konusu. Görülmeye değer. Son zamanlarda gözünde katarak olduğundan dolayı renkleri birbirine karıştırdığı söylense de, zaten ispat edilememiş, nedeni ne olursa olsun o tablolar soyut resime kapı açmış.

O zamanlar moda olan Japon Sanatı ve Japon Bahçe’lerinden oldukça etkilenen Monet, göletini nilüferler ve salkım söğütlerle süsleyerek bir Japon bahçesine çevirmiş. Daha sonra üzerinde çardağı bulunan bir Japon köprüsü yaptırmış. Bahçeden evine kadar giden yola sıra sıra demirden kemerler taktırarak üzerlerini sarmaşık güllerle kaplamış. Monet bütün bunlara tam 30 yılını vermiş. Sonuç ortada. Nilüferlerini bilmeyen, duymayan yok.

http://en.wikipedia.org/wiki/Claude_Monet

File:Bridge Over a Pond of Water Lilies, Claude Monet 1899.jpg

Üzeri çardaklı Japon köprüsü

File:Claude Monet, Water-Lily Pond and Weeping Willow.JPG

Salkım SöğütFile:Monet- Der Rosenweg in Giverny.jpeg

Eve giden Güllü Yol

File:Monet Water Lilies 1916.jpg

Nilüferler

File:Claude Monet Nympheas Marmottan.jpg

NilüferlerFile:Claude Monet Weeping Willow.jpg

Farklı bir mevsimde Salkım Söğüt

Müzeden çıkmadan önce son olarak giriş katındaki konferans salonunda gösterilen İzlenimciler ve Monet hakkındaki 2 film görülmeye değer. Birincisi Orsay müzesinin hazırladığı bir belgesel. İkincisiyse, ikinci karısının mektuplarından yola çıkarak yapılan ilginç bir belgesel ki Monet’nin özel yaşamına dair sırlar, demiyeyim şimdi ama en nihayetinde hepimiz sevmez miyiz dedikoduyu, açığa çıkıyor. Kaçırılmayacak kaynaklar. Kıssadan hisse, dün güzel bir Pazar günüydü.

Reklamlar