Etiketler

, , , , , ,

fotoğraf (2)

Hafta başından beri sokaklarda sürtüyor olmanın yan etkisi bu Cumartesi gününde kanapenin üzerinden kıpırdamak istemeyişim olsa gerek. Sabahtan beri ne bahaneler uydurdum, evde dolaplardan birinde 5 yumak yün bulduydum, bir kazak bile başladım. 10 santim oldu olmadı içim daraldı. Mubi’den Tayland yapımı Chocalate‘yi seyrettim. Konu ilginç, sürükleyici. Otistik bir kızın arkadaşının da yardımıyla annesinin intikamını alması. Bir annenin intikamı niye alınır? Mafya annesiyse alınabilir misal. Bu aralar ebeveynlerinin kanunsuz iş yaptığını öğrenen çocukları konu eden film ve diziler çoğaldı mı yoksa bana mı öyle geliyor bilemedim. Asıl dikkatimi, filmden bittikten sonra başlayan hani sinemada salon boşalınca perdede kendi kendini seyreden sahneler, çekim detaylarını izlemek çekti. Haliyle vurdulu kırdılı bir film. Seyretmesi hoş. Ve fakat filmi seyrederken kurgu olduğunu bildiğimden midir yoksa teknolojik hilelerin muhteşemliğine inandığımdan mıdır nedir, insanların kafa göz baş yarmalarına tepkisiz kalabiliyorum. Halbuki filmin sonunda gördüm ki platoda yardımcı personelin hepsi ellerinde buz torbaları oyuncuların peşinde koşturuyor. İlk yardım sağlık ekibi kimine boyunluk takıyor, kimini ambulansla hastaneye götürüyor, kiminin kanlar akan yarasını bandajlıyor… Şöyle bir düşündüm de değer mi buna yahu, 90 dakikalık bir eğlence için. Oyunculuk böyle mi olmalı? Porno çekimleri gibi bunlar da beden yaralanmalarına girmez mi? Hem seyredildikçe çekimlerin ardı arkası kesilmeyecek. Peki hayat bir romantik komediden mi ibaret olacak, ne olacak? Eminim bu kadar kolay değildir işin iç yüzü ama bir an bunlar geldi aklıma işte.

Neyse bugün dışarı çıkmak istemiyorum ya film bitince bari dün gördüklerimi anlatayım dedim. En kısa günde kısa film festivali düzenlemek, harika bir buluş, hali hazırda bir çok ülkede yapılırken Türkiye’de bu ülkeler arasına geçen sene katılmış. Benim bu sene haberim oldu. Kısa filmlerle yakından ilgilenenlerin duymuş olmaları muhtemeldir. İlgimi çeken bir kaç film ve öncesinde bir bardak beyaz şarap, kuru yemiş dünün o buz gibi soğuğunda harika geldi, içimi ısıttı.

İlk film Next Floor, oldukça komik, bana doğrudan kapitalizmin krizlerini ve çöküşünü hatırlattı. Film, masa başında eşleriyle birlikte gelmiş ya da kadınlı erkekli, et yiyen iyi giyimli, para sıçan aileler olduğunu hemencecik anladığın bir grup insanın kıtlıktan çıkmışcasına yemesiyle açılır. Fonda hareketli bir klasik müzik. Smokinler içerisinde garsonlar gümüş tepsilerde gelen etleri servis yapar, içkileri doldurur. Boşalanları alır, yerine yenilerini getirir. Bunların hepsi müzik eşliğinde gerçekleşir. Mükellef bir şölen havası vardır. Her yeni gelen et, hayvanın kesilmiş kafasıyla birlikte servis edilir. Ne yetişkin hayvanların servis tabağına sıra sıra dizili kızarmış, soslu bebeleri, ne de istridye kabuklarında getirilen yarı saydam taze beyin parçaları yiyicilerin iştahını kapatır. Masa başındakiler piranha-insanlardır. En ufak etlerine kadar sıyrılmış göğüs kafeslerinin kalması iki dakikayı bile bulmaz. Tepsilerin biri gidip biri gelirken, parkeden çıtırtılar duyulmaya başlar ve hop masa bir alt kata çöker, o güzelim kocaman kristal avize de ardından takip eder. Baş garson gayet soğuk kanlı bir şekilde telefona sarılır ve mutfak olduğunu anladığın bir yere “Alt Kat” talimatını verir. Beklenen olmuştur. Elinde tepsi garsonlar dahil tüm görevliler bir alt kata koşturur.

Hizmet tüm hızıyla yeniden başlar. Şölen başındakiler üzerlerine yapışan moloz tozlarını silkeler ve kaldıkları yerden daha da bir hırsla devam ederler. Yine çatırtılar duyulur, baş garson deneyimli olduğundan “Alt Kat” komutunu biraz daha erken verir. Bu sefer masanın düşüşüyle birlikte garsonlar da neredeyse aynı anda alt kattadır. Fakat parkeler gıcırdamaya başlamıştır bile. Baş garson servisi başlamadan durdurur ve “Alt Kat” emrini verir. Servis elemanları aşağı inerek düşüşü beklemeye koyulurlar ve fakat gecikme vardır. Bu arada yukarı katta yeme eylemi son hız devam ederken bazılarının tabağı biter. Birbirlerininkine saldırmaya başlarlar. Saldırganlıkla yeme hırs ve ihtirası iyice artmıştır. Parke taban en sonunda çöker. Ancak öyle bir ivme kazanmıştır ki ne bir alt katta ne de onun bir altında durur. Garsonlar ellerinde yemek tepsileri şölenin önlenemez düşüşünü yerde açılan kocaman deliğin üzerinden eğilerek seyrederler. Kısa filmin gerisi var mıydı bilemiyorum ama benim için olay burada bitti. Filmin tanıtıcı videosu aşağıda:

NEXT FLOOR REMIX – trailer from Ouananiche on Vimeo.

İkinci film çok şeker, ama hiç anlatmayayım, buyrun buradan seyredin öyle konuşalım. Sonunda bizim renkli erkeğin tecrübesinin verdiği olgunluk ve diğerinin taptaze çıtırdayan heyecanı görülmeye değer. Stefan Lelay iyi iş çıkarmış.

Diğer en beğendiğim ki bir yerlerde rastlarsanız mutlaka seyredin derim, bu kadar kısa, bu kadar etkili ve bu kadar gerçekçi görmedim ya da az gördüm diyelim, It’s my life adıyla ingilizceye çevrilen Toute ma vie, Hayatım. Trailer’ı aşağıda;

Kadın, doktor muayenesinden çıkmış karnında taşıdığı bebeğin ikiz olduğunu öğrenmiş, kocasını aramış ulaşamayınca mesaj bırakmış, evine doğru yollanırken Paris’teki sanırım Kraliyet Köprüsünden geçmektedir. Biri arkasından ismini bağırır, kadın döner bakar, tanımaz. Tam çekip gidecekken adam bir doğum lekesinden bahseder, kız tekrar döner ısrarla kim olduğunu sorar. Adam cevap vermez ama kız hakkındaki bildiklerini sıralamaya başlar. Kız iyice şaşırır nereden tanıdığını bir türlü bulamaz. Adam kız hakkında kızın bildiğinden daha fazlasını bilmektedir. Tabii bu andan itibaren biz izleyiciler konuyu anladık yine de merakla bekliyoruz nasıl olacak şeklinde… Kız bir iki daha sorduktan sonra en sonunda sıkılır. Eeh, der 5 dakikadır konuşuyoruz hala kim olduğunuzu anlamadım bu kadar yeter ben artık gidiyorum. Adam 5 dakika olduysa şanslısınız, genelde daha hızlıyımdır, der ve tam o anda bir araba hızla kıza çarparak onu ekrandan alır götürür. Film burada benim için bitmiş olsa da ulaşılamayan eşin geri dönüp kızın telefonuna mesaj bırakmasıyla gerçekten biter.

Bu günlük benden bu kadar belki de dışarı çıkarım. Bunca kapalı kaldığım yetti sanırım. Hava hiç de fena değilmiş en nihayetinde…

Reklamlar