Etiketler

, , , , , , , , ,

Picture 125814741

İşletme okumasına okudum da bugün birisi gelse dese ki hadi bakalım al kalemi kağıdı aklında kalanları yaz, bir paragrafı zor çıkarırım. Buna rağmen daha ilk dersten üzerine basa basa söyledikleri ve hiç unutmadığım “Her şeyi kendin yapamazsın” bildirisidir. Ve bizim hepimize bildirilerek belletilmiştir. Buna rağmen bir çok işletmede işletmenin dibini yapmış bir çok yönetici delege edemez, delege etmenin gereklerini yerine getirmez. Ya diğeri, yani delege edilen ki bu genellikle de dikey hiyerarşide altta bulunanlardan olur, kendisinden daha başarılı olursa ne olur? İçindeki küçük adam ezilir sonra… Hiyerarşilerin yatay olduğu durumdaysa herkes birilerine delege etmeye çalışır, en sonunda kimin üstüne kalırsa ezilen o olur. Bu durumların üstesinden gelmek için aynı çocuk eğitiminde olduğu gibi ödüller ve cezalardan oluşan en basitinden en karmaşığına bir çok strateji üretilir. Her birinin ömrü mantığının herkes tarafından çözülüp anlaşılmasına kadardır. Er ya da geç yeni stratejilere yeni kaynaklar yatırmak gerekecektir. En nihayetinde insanoğlu tembel ve gururlu bir yaratıktır. Dolayısıyla ne kadar zeka özürlü olursan zirvedeki yönetim kurulu için o kadar makbuldür.

Evimin temizliğini ne kadar istesem de ben kendim yapamıyor, delege ediyorum. Genellikle tam delege ederim. Gözetim yapmam. Detaylara takılmam. Her ne kadar kendim yapmaya kalktığım nadir durumlarda en ince ayrıntıları atlamadan her seferinde enine boyuna girişsem de konuyu başkasının sorumluluğuna devrettiğimde içim rahattır. Nasıl olsa hesap verdiğin bir üstün yok diye düşünenler yanılırlar. Ev işlerinde bile daima bir üstün vardır. Bu üst gereğinde karı, koca, çocuk, anne, kayınvalide, teyze, hala, amca, arkadaş, kardeş gibi evi paylaştığın ve/veya paylaşmadığın birileri olabileceği gibi tamamıyla yabancı, dışarıdan konu komşu gibi toplum temsilcileri de olabilir. Burada maharet kendinden emin olmak ve gereğinde aradan sıyrılma becerisini gösterebilmektedir. Çatışma anlarında tuvalete sığınıp çıkmama, göze çöp kaçması kaynaklı sulanma babında hislenmeyle karışık ağlamalar, niyeyse, ani işitme kayıpları, ocakta bırakılan yemekler, vs… akla ne gelirse kısıntısız kullanılabilir.

Gülay’ın en sevdiği iş cam silmek. Yoksa temizlik göstermez. Hani bazen terlik giymek gelmez içinden düz taban gezersin, yaz ayıysa kendi tabanın kış ayıysa çorap tabanın simsiyah olur, ama ayakların yere yapışık olduğundan görünmeyeceği için bir önemi yoktur. Gerçi hiç bir zaman öyle, en azından temizliğin yapıldığı ilk günü, olmaz da misal diyorum. Halbuki camlar her daim pırıl gıcır olmalıdır. İşte ben de argumanlarımı bu gerçekler üzerine kurarım.

İlle ve lakin bizim üst komşu her gün balkonunun ve pencerelerinin önüne sıra sıra dizdiği çiçekleri sular. Çiçek saksılarının altında tabakları yoktur. Dolayısıyla fazla gelen sular aşağı bizim camlara doğru karınca kararınca bir takım toprak taneciklerini de sürükleyerek iner. Ve sulama suyu hep fazla gelir. Ağlamış da göz yaşları kurumuş kömürcü çırağının yüzündeki izler sıra sıra pırıl gıcır camlarda belirir. Gülay da küplere biner.

Üst komşuya söylemedin mi yine?

Ne söyleyeceğim ki?

Şu çiçeklerine birer alt tabağı alıversin.

Yine mi akmış.

Akmış tabii. Her hafta akıyor.

Tamam o zaman söz bu hafta apartman görevlisiyle haber yollayacağım.

Ben giderken evinde olsa çıkıp söyleyeceğim de geç geliyorlar.

Söylerim erken gelirler, demiyorum tabii ama içimden geçiriyorum. Ah ne olur bir salı günü erken gelseler de bizimki durumu halletse yoksa ben feci şekilde tırsıyorum komşuya bir laf etmekten.

Çok çalışıyordur zavallılar.

İnsan bir düşünür alt katta ne var ne yok.

Yok onlar hayvan. Böyle de demiyorum tabii. Hatta içimden bile geçirmiyorum, şimdi burada yazarken yaratıcılığım tuttu.

Akıllarına gelmiyordur, diyorum. Bu hafta sözüm söz. Hafta sonunda kendim gidip kapılarını çalıp söyleyeceğim, der demez pişman oluyorum. Neyse zaten Gülay da alıştı gerçekte benden beklediği bir şey yok. Yani en azından ben öyle sanıyorum.

Neyse bu konuşma ve bunun çeşitlemeleri eğer ben evdeysem her salı tekrarlanır. Fakat bu salı Gülay’a sürpriz yaptım.

Hadi dedim şanslısın bak, bundan böyle camlar haftaya kadar pırıl gıcır duracak.

Söyledin mi yoksaa?

Yok söylemedim ama onlar geçen hafta taşındılar. Gelirken görmedin mi bahçe kapısı parmaklığında ve yukarının balkonunda kiralık afişi vardı.

Yok görmedim.

Görüyor musun bak dedim, sen ısrarla isteyince oluyor hem de kimse kılını bile kıpırdatmadı vallahi.

Sonra içeri odayı toparlamaya gittim, Gülay salonda kaldı. Bir müddet sonra yanıma geldi.

Madem öyle bu sene sana yeni bir koltuk takımı istiyorum o zaman, dedi.

Burada bizim koltuklardan biraz bahsetmek yerinde olacak. İlk koltuklarımız, ben el kapılarında çalıştığım zamanlar artık olmayan köpeğimizi, Boxer Alis, gündüzleri gezdiren adam feci kaza geçirip üç ay komada kalınca, bir üst satırda nam-ı geçen o hayvan tarafından içlerine kadar derin derin oyulmacasına hunharca parçalanıp yendiler. Koltuklar bitip parkelere ve balkon kapılarına geçmişti ki, Alis alkışlar içinde hayvan çiftliğini boyladı. Tam o sırada bir arkadaşım imdadıma yetişti. Evini yeniliyormuş bütün takım taklavatı ne varsa iyi bir fiyata satın aldık. İyi kullanılmışlardı ama nereden baksan yine de bir on beş yirmi yılı vardı. Üç kedi, Kiki ve biz yetişkinlerle bir çok çılgın doğum günü ve/veya pijama partisi, yeni yıl partisi, vs atlatan bu koltuklar bugün renkleri solmuş, tahtaları, samanları fırlamış, tırmık tırmık iplenmiş durumdalar. Haliyle temizlenmeleri de zor.

Hadi hayırlısı iste vallahi dedim. Zamanı geldi de geçiyor amma ve lakin üst komşu ve tabaksız saksıları misali, çocuk okutmak kolay değil, elimden koltuklar için bir şey gelmez diye de ekledim.

Ben yine de isteyeceğim. Bakarsın bu da olur.

Olur olur, dedim belli mi olur.

Şu anda yazarken aklıma geldi de… Bunca sene yaptığım kitap, dergi, dvd, sergi, etkinlik, müze, sinema, tiyatro, konser vb tüketimlerini yapmasaydım bir değil kim bilir kaç yeni koltuk takımı değiştirmiş olurdum, ama…

O zaman da bugün burada yazıp, çizip, okuyup zihni sinir, akla ziyan fikirlerle eğleniyor olmak yerine yarınki altın günüm için mutfakta kek börek pişiriyor olurdum.

Reklamlar