Etiketler

, , , , , ,

Picture 138241949

Sabahtan bu yana kıvranıp duruyorum. Önce elime kitap aldım. Ada ya da Arzu’yu okuyorum. Bitmesinden korkum yavaş gidiyorum. Tadına vara vara. Yetişkinliğe adım attığımdan beri, fazla detaya girmeden diyelim 18, ilk defa olarak bir kitabı defalarca okuma isteğine kapılıyorum. Hatta daha şimdiden, kitap henüz bir kere bile bitmemişken bazı bölümleri, bazı paragrafları çifter üçer okuyorum. Anlamadığımdan ya da alt metin falan aradığımdan değil güzelliğini içime sindirebilmek, etkisini sürdürebilmek için bunu yapıyorum.

Bu kitabı neredeyse her elime alışımdaki gibi bir müddet sonra içimde yazma isteği uyandı. Sabaha karşı görmekte olduğum rüya kıpır kıpır rahatsızlık vermeye başladı. Çıkar beni çığlıklarından C.İ. uyanıp içeri gelecek zannettim. Blog mu, kalem defter mi bir karar vermeye uğraşırken baktım zihnim hızla doluyor, uzun olacak önce defter dedim olmazsa ileride bir kısa sürümünü paylaşırım. Bitirdiğimde kahvaltı saati çoktan geçmiş ben evde tek başıma kalmıştım bile. Romana devam etmek aklımdan geçtiyse de içim olumlu yanıt vermedi. Hemingway’in tavsiyesi bende tutmadı. O lavabo tıkanacaksa tıkanır suyu idareli kullanmanın anlamı yok.

Önce mutfağa gidip bir dolandım. Kiki’nin odasına geçtim. Yok orası da olmadı. Yatak odasına vardım, yatak yapılmamış haliyle hiç cazip gelmedi ve fakat yapasım da yoktu. Gerisin geri dışarı çıktım. Arka odaya girdim. Masanın üzerinde uygun bir yer bulup sıkıştıramadığımdan dünden kalan eflatun mavi en büyüklerinden bir İkea kutusu. Sabah sabah yaratıcılığım zirvedir şeklinde düşünerek biraz etrafıma bakındım. Kitaplığın raflarında bir iki oynama yaptım, yok hiç bir yere sığamadı. Her şeyin büyüğü başa bela… Yaşlanınca gözlerden midir nedir, görülmedik bir büyük merakı baş göstermiş durumda. Bir iki daha ovaladıktan sonra kutuyu masanın altına yere indirdim. Oraya yakışmadı da değil kerata. Tam sandalyeyi çekip oturacaktım ki amacımın gerçekte, ne olduğunu tam adlandıramasam da bu olmadığını anladım.

Gerisin geri çıktım. Banyoya girdim. Duş almak içimden geçti. Kendimi suyun altına girecek hazırlıkta hissetmedim. Ve fakat banyodan da çıkamadım. Bir iki aynaya baktım. Dolap açıp kapattım. Makineye çamaşır koyayım dedim. Vazgeçtim. Bu havada daha dünküler kurumamıştır. Diş fırçasını ve macunu aldım, dişlerimi fırçaladım. Sırf bu mekândan bir şey yapmadan ayrılmamış olmak için. Daha çıkmadan kitabım aklıma düştü. Bir koşu salona gittim. Dolaşmaya çıkmadan polar sabahlığımı bıraktığım koltuğa kedi kurulmuş gece boyu üzerimizde cirit attığı için derin derin uyumakta, kıyamadım yemek masasına yerleştim. İki sayfa okudum okumadım ki birkaç satırını paylaşmak istedim. İşte burada olmamın sebebi:

Ne garip. İnsan uzun bir ayrılıktan sonra bir can dostuyla ya da çocukken çok sevdiği tombul bir teyzeyle karşılaştığında hiç ziyan görmemiş olan dostluk hissi hemen geri geliveriyordu da, eski bir metresle bu hiç olmuyordu- anlaşılan insandaki sevecenliğin insani kısmı tutkunun insanlık dışı tozu toprağıyla birlikte sürülüp atılıyordu, toptan bir yıkım ameliyesi sırasında.

… çünkü onda üçüncü görü denen şey (bireysel, sihirli biçimde ayrıntılı hayal gücü) yoktu; bu, başka bakımlardan sıradan ve uyumcu insanlarda da görülen bir özelliktir ki, bu olmadı mı bellek (derin düşünürünki de deha sahibi teknik adamınki de), itiraf edelim, bir stereotipten ya da sayfaları birer birer koparılan not defterinden öteye gitmez.

Şimdi artık duş almaya hazırlıklıyım.

Reklamlar