Etiketler

, , , , ,

Picture 106205949

Bu sabahki kahvenin tadı bozuk. Yeni paket açtım, biliyorum. İlk yudumda fark etmedim. Biraz hafif gelmekle birlikte idare eder şeklinde düşündüğümü hatırlıyorum. Tam birinci fincanın son demlerine gelmiştim ki ortada bir neden olmadan ufak çaplı bir depresyona sürüklendiğimi fark ettim. Önce havanın kapanıklığına verdim. Sonra ağzımın içindeki bir garip şekerli tadı duydum. Akşam diş fırçaladıktan sonra dayanamayıp gizli saklı bir bonbonu ağzına atarak uyuyan ve sabah kalktığında gecenin hermetikliğiyle o sevgili pembe şeker kalıntısının yerine sıcak ve ekşimiş tadıyla kendine gelen ergen-yetişkinlikten çıkalı seneler oldu. O halde kahveden başka nereden gelebilirdi bu tat?

10 günde 1 Starbucks’tan çekirdek kahve alır, kağıt filtre olsun der, çektiririm. Her seferinde bana bir de küçük boy içecek ikram ederler. Kitabımı okurken keyifle içer, elimdeki paketten yayılan çekilmiş kahve kokusunu içime çekerim. Parantez içinde Paris’te hiçbir kuvvet, ücretsiz internet bağlantısı bile, beni Starbucks’lardan içeri sokamadı onu da belirteyim. Bir sürü çeşidi var. Kahvenin yani… Genelde orta kavruklukta seçerim. Bir sefer sarışın, bir seferinde zenci denedim. İlkinde bulaşık suyu tadını alırken ikincisinde kalp çarpıntısından hastanelik olmama ramak kalmıştı paket bitti, kurtuldum. Fakat orta kavruklar arasında da bin bir türlü çeşit var. Geçen seferki muhteşemdi. Bir gün evvel aynısını alıyorum derken demek başkasını aldım. Bu aldığım, çok fazla hatırlamamakla birlikte Nicaragua Guantamela gibi bir şey olmalı. Kendinden şekerli sanki yaw… Buraya yazıyorum ki 10 gün sonra yine aynı kekliği yapmayayım.

Hafta başında, pazartesiydi sanırım, ilham dolup taştığım bir gün oldu. O gün çok yazdım. Yazacaklarım hala da bitmemişti ki, meşhur bir yazarın tavsiyesine uyacağım geldi baklayı ağzımda bıraktım. Bakla şuydu; gece rüyamda bir kızla tanışmıştım. Adı Lavinia’ydı. Aslında Lavinia’yla çok eğlenceli bir yaşanmışlığımız olmuştu. Ve fakat günlük sıradanlıkların içerisinde kaybolup gitmiş, hafızamda en ufak bir yer bile tutmamıştı. İşte karşılaştığımız kokteylde bu eski anıları güncelledik. Hem rüya görüyordum, hem de bunun farkındaydım. Uyandığım anda Lavinia’nın yeniden zihnimin sisleri arasında kaybolacağını adım gibi biliyordum. O yüzden gecenin bir yarısı zorla gözlerimi açarak başucumdaki kağıda adını karaladım.

Sabah uyandığımda tahmin ettiğim gibi Lavinia’nın gerçekte arkadaşım olduğuna dair hiçbir iz yoktu zihnimde ancak kendisini, bir gece evvel konuştuklarımızı gayet net hatırlıyordum. Belli ki film gibi rüyalarımdan bir tanesiydi. Sonra başucumdaki küçük defter ve üzerindeki anlaşılmaz harflerle karalanmış Lavinia olduğu çıkarımında bulunduğum yazıyı gördüm. İşin garip tarafı başucumda öyle defter kalem falan bulunmaz. Bu demek ki, gecenin bir yarısı yataktan kalkmış ve içerideki odadan kalemle not defterini alıp gelmiştim. Madem bu kadar önemliydi bu karşılaşmayı romanda kullanmaya karar verdim. Olmadı, çok sakil durdu, o zaman çıkartır mağrur bir öykü olarak arşivlerim diye düşündüm. Bu kararı verdiğimde, şu okumakta olduğunuz bu satırları yazmakta olduğum şimdiki ana nazaran Lavinia’nın kim olduğunu biliyordum.

Sonra dediğim gibi bilgisayarın başına oturdum. Temiz bir sayfa açtım. Anlatacak bir şeylerim olduğunda her zaman yaptığım gibi uzun bir girizgah yazmaya başladım. Hatta bu girizgah sırasında aklıma iki ayrı bölüm daha geldi, onların da girişlerini yazıp bitirdim. Tam o sırada bir hafta evvel yarım kalan bir bölüm için fikir buldum ve onu da yazdım. Neden araya bunca şeyi sıkıştırdın derseniz, mecburum da ondan. Aklıma geleni o an yazmazsam unuturum. Notunu alsam da unuturum. Hadi oldu da unutmadım, bu sefer yavan gelir. Halbuki Lavinia olayını çok iyi biliyorum, kurgu değil ki uydurup kaydırayım. Rüya bile olsa kendi gözlerimle gördüm, benliğimle yaşadım. Sonra bir baktım ki neredeyse akşam olmuş ve ben daha Lavinia’nın N’sine, konulara ortasından dalmak gibi pis bir alışkanlığım olduğundan L’si değil N’si, başlamamışım. Bir beş dakika kadar devam etmekle mola vermek arasında kararsız kaldığımı hatırlıyorum. Sonra nedense yazar-tıkanıklığı-yaşamamak-için lafı- bitirmeden yazıyı-bırakmak-en-iyisidir önermesinin doğruluğunu sınamayı düşündüm. Ertesi gün evde temizlik işlerine daldım. Çarşamba sinemaya gittim. Brad Pitt’in yeni filmini seyrettim. Dün bilgisayarın başına oturduğumdaysa Lavinia’yla ilgili hiçbir şeyi hatırlamıyordum. Kimdi bu Lavinia? Neden benim için bu kadar önemliydi? En nihayetinde uğruna sayfalar süren 3 adet farklı bölüm girizgahı döşenmiştim. Yazdıklarımı defalarca okudum. Nafile çaba.

Ulan Qune diyorum şimdi, sen kimsin başkalarının tavsiyelerini dinlemek kim? Şurada her 10 günde bir aldığın kahve paketinin aynısını almayı bir türlü beceremiyorsun 3 ayrı bölümlük bir karakteri akılda tutabileceğine nasıl inandın?

Reklamlar