Etiketler

, , , , , , , , , , ,

Picture 1606785572006 yılının Mart ayında Uludağ’a giderken feribotta martılarla eğlenmişiz. Dijital makineler insanı savurganlığa sürüklüyor. Elimde sayısız sayıda martı var ve ben onlarla ne yapacağımı bilemiyorum. Üstelik sadece farklı mekanlardaki akrabalarını çekmekle kalmamışım, kedi, köpek, sümüklü böcek misali başka türlere, o da kesmemiş cansız nesnelere falan geçmişim. İçinde insan olmayan manzara görüntüleri vs derken coşup gitmişim. Neyse ki son zamanlarda fotoğraf makinesi çok ağırlık yaptığından yanımda taşımıyorum, nasıl olsa elimde telefonum var diyerekten ve malesef bu avuç içi cihazlarla içler acısı gelen garipliklerden öteye henüz geçemedim.

İki haftalık tembellik sonucu bugün işlerim başımdan aşkın, ayrıca saati gelince evden çıkıp gideceğim ve şu an blogun başında oturmuş bir şeyler yazma hevesindeyim. Zaman-nasıl-kaybedilir’e örnek teşkil etmesi açısından açıkladım. Bu tür kelime oyunları, aynı hece ile başlayıp farklı sonuçlanarak, farklı anlamlara evrilenlerin ardı ardına kullanımı, bir kaç gündür ilgi alanım oldu.

fotoğraf (8)

Geçen gün Beyoğlu’ndayken klasik ziyaretlerimden biri olan YKY’ye girdim. Cogito’nun dergisinden ayrı, zaman zaman alıp okuduğum, ilginç keşiflere vesile olan bir de kitap serisi var. Fotoğrafta görülen Adorno’nun 1934-1969 yılları arasında yapmış olduğu rüya kayıtları da bunlardan birisi. Başkalarının rüyalarını dinlemek sıkıcı olur deseniz bile bu kitabı daha da ilginç kılan şey, Jan Philipp Reemtsma’nın sonsöz olarak yaptığı, rüya tabirleri olarak da adlandırılabilecek yorumları…

Bu arada Jan Philipp Reemtsma’nın kim olduğunu araştırırken, günümüzde işkence, şiddet ve zulüm üzerine araştırmalar yapan bir entelektüel olmasının yanı sıra, bir kitabı Ayrıntı’dan çıkmış ve fakat çoğu benzerleri gibi baskısı tükendiği için bulunamayan Vahşeti Kavramak, 1996 yılında tütün kıralı zengin ailesinden 20 000 000 dolar fidye koparmak amacıyla kaçırıldığı ve istenilen para ödenene kadar 33 gün boyunca bir bodrum katında tutsak bekletildiğini öğrendim. Daha sonra o günlerin detaylarını bir kitapta toplamış ki dünya çapında ün yapmasını ve tanınmasını da bu tutsaklığın fizyolojik ve psikolojik yanlarıyla anlattığı deneyimleri sağlamış. Kitabın Türkçe’ye de çevrilmiş olması hoşuma giderdi.

Martı’larla nasıl bağlarım diye düşünürken, rüyalarda bilincin bir nevi, alçaktan ya da yüksekten uçtuğunu fark ettim. Buradan da David Mitchell ve Cloud Atlas’a atlıyorum:

OUR LIVES ARE NOT OUR OWN, WE ARE BOUND TO OTHERS.

Reklamlar