Etiketler

, , , , , , , ,

fotoğraf (44)David Mitchell ile ilk karşılaşmamız Cloud Atlas sayesinde oldu. Bu filmden burada hiç bahsetmedim ama kültlerimden bir tanesi haline geldiğini söylesem o kadar da abartmış olmam. Bu arada, derede filmin neden Oscar’lardan hiç birine aday dahi gösterilmediğini anlamış değilim. Argo’dan, Pi’nin yaşamından, Zero Dark gerisi her neyse unuttum ya da Lincoln’den neyi eksik ve/veya fazlaydı, yoksa tamamıyla Oscar dışı değerlendirilen bir kategoriye mi aitti, işin aslını bilen biri bana açıklayabilirse büyük iyilik yapmış olacak. Parantez içinde; filmi ilk defa Caddebostan Kültür Merkezi’nde seyrettim, ikinci ve üçüncü defasını da orada seyrettim ya, çıkışta hemen Hayal Kahvesinin yanındaki D&R’a dalarak kitabını aldım, ondan sonra içim rahat etti. Şu an DVD’sinin çıkmasını bekliyorum.

Filmden sonra elimde kitap eve geldim, içimde şöyle bir his: “Ya ben bu adamı, David Mitchell, bir yerlerden hatırlayacağım ama nereden?” Başladım kütüphane raflarında aranmaya… Çok geçmedi iki sene evvel D&R’ın yaz aylarında yapmış olduğu, 4tl’lik en okunaklı kampanyasından seçerek aldığım 9. Rüya’nın, John Lennon’ın Number 9 Dream adlı şarkısının adı, yazarı olduğunu buldum. Hemen hatırladım beni bu kitabı almaya itenin ne olduğunu; kapak yazısıydı:

“Yirmili yaşlardaysanız, paranız yoksa ve güvenebileceğiniz tek kişi, John Lennon’sa bir şehir son derece karmaşıktır.”

Hayalet Yazılar’a geçmeden önce bütün bunları anlatıyorum ki anlaşılsın ben bu yazara baştan yargılı yaklaştım. Seveceğimden emin adımlarla… Ne diyeyim böyle bir beklentimin olması beni hayal kırıklığına da uğratmadı.

Neden Hayalet Yazılar?

Varlığından bile habersizdim. Okuma grubunda bir arkadaş önerene kadar. Gerçi herkes bir şey önerdi, baktık olmayacak, birisi hadi kura çekelim dedi. Kağıtlar hazırlandı, herkes kitabını yazdı, her biri aynı anda, aynı sırayla, aynı sayıyla katlandı, hile karışmasın endişesi, sonra ortaya döküldü karıştırıldı. Birimiz birini çekti. İçinden Hayalet Yazılar çıktı.

Cloud Atlas’ı seyretmiş ya da okumuş olanlar neden bahsettiğimi hemen anlayacaktır, kitabın yazılış itibariyle içine girmesi biraz zor olabilir, artı çok fazla fasılalı okunduğunda kopuşların kolaylıkla baş gösterebileceği bir şekilde ele alınmış. İleri, geri hızlı sarmalar, şarkı atlamaların, sonra yine başa dönmelerin gırla gittiği bu durumda, bilmiyorum doğru mu ama Mitchell’a ADD, hiper aktiviteye bağlı dikkat eksikliği teşhisi konmuş mu acaba diye merak etmiyor da değilim. Şaka bir yana, zekice kurgulanmış metin bir çok farklı öykünün belirli mekanlarda, bazı kişilerin ve olayların kesişmesiyle bütünleniyor. Modern matematik okumaya kümelerle başlamış bir kişi olarak bu durumun formüyü şu:

Hayalet Yazılar =

(OkinawaUTokyoUHonk KongUKutsal DağUMoğolistanUSen PetersburgULondraUClear AdasıUGece TreniUYeraltı) = (OkinawaПTokyoПHonk KongПKutsal DağПMoğolistanПSen PetersburgПLondraПClear AdasıПGece TreniПYeraltı) + (Okinawa+Tokyo+Honk Kong+Kutsal Dag+Moğolistan+Sen Petersburg+Londra+Clear Adası+Gece Treni+Yeraltı) –

(OkinawaUTokyoUHonk KongUKutsal DağUMoğolistanUSen PetersburgULondraUClear AdasıUGece TreniUYeraltı) +

(OkinawaПTokyoПHonk KongПKutsal DağПMoğolistanПSen PetersburgПLondraПClear AdasıПGece TreniПYeraltı)

Yaw bu formül nasıl bir şey oldu anlayamadım, biraz kafam karıştı. Gerçi az daha vakit olsa inanın tamamına erdirecektim. Zil çalar çalmaz çekti aldı kağıdımı adam. Zaten matematiği hiç sevmem. Kredi kartları ve akıllı cep telefonları çıktı çıkalı pek kullanasım da kalmadı zati…

Kıssadan hisse okuyacaklar için ipucu; mümkünse bir oturuşta en az bir öyküyü bitirmeden yerinizden kalkmayın. Zaten en uzunu 30-40 sayfa. Bu arada unuttum, Hayalet Yazılar Mitchell’ın ilk kitabı. Biraz da tesadüf oldu ama bir yazarı ilk kitabından başlayarak okumak ve geçmiş olduğu yolları görmek, bazı karakterlerin başka kitaplarda yeniden ortaya çıkışını izlemek, ki V. Woolf’un Mrs. Dalloway’i favorim, en hoşuma giden yazar trüklerinden biridir.

Her bir öyküyü bitirdikten sonra Mitchell’ın bir sonrakini kimle ve neyle ve nasıl bağlayacağını merakla bekler oldum. Ayrıca her bir öyküde rüzgar olması hoşuma gitti. Hem okuyordum hem de bir yandan rüzgar ne zaman esecek acaba şeklinde elimde kalem bekliyordum. Ve beklentim karşılandığında, ki her seferinde oldu bu, rüzgar kelimesinin içinde yer aldığı satırın yanına bir ünlem işareti koydum. Şimdi yazarken fark ediyoum da bu benim için keyifli bir playstation oyunu gibiydi. Kural mural yoktu, sadece kurgulayanın sağa sola ektiği bir takım işaretler vardı ve bunları topladıkça bir mekana doğru ben de yolculuk ediyordum. Yalnız bu video oyunlarının tam tersine oyunu başarıyla bitirebilmek için illa bütün işaretleri toplamak zorunda değildim. Bunu da bitirdikten sonra anladım. Kendimce keyifli bir yere varmıştım. Ve bu vardığım yer de herkesinkiyle aynı olmayacaktı. Çünkü oyun öyle tasarlanmıştı.

İlk öykü, Japonya’da yapılan gerçek bir terör suçundan başlıyor. Metroda Sarin gazı saldırısı. Failiyse, tüm servetini kardeşlik konsepti adı altında toplum temizliğine baş koymuş Muhterem Serendipity gurusuna bağışlayarak onun boyunduruğu altına bilerek isteyerek girmiş Quasar. Neyse kendisine olay yerinden uzaklaşarak ortalık yatışana kadar sakince beklemesi emrediliyor. Gel zaman git zaman içerisinde televizyondan sektin merkezinin keşfedildiği ve Seren’in tutuklandığı haberini almasına rağmen umutsuzluğa kapılmıyor. Öylesine emin ki işlerin yoluna gireceğinden, Seren’in bu işten kolayca sıyrılabileceğinden… Ve fakat beklerken zamanı durduramıyorsun, Quasar’ın parası bitiyor. Onunla bağlantı kuran kişiye ulaşılamıyor. Çünkü o da tutuklanmış durumda. Elinde bulunan acil durum numarasını çeviriyor.

Başvuracağım bir yer kalmıştı. Kardeşliğin Gizli Servisi. Medyada onların tutuklanmasıyla ilgili hiç haber yoktu, belki onlar da zamanında yer altına girmeyi başarmışlardı. Gizli numarayı arayıp, şifreli mesajımı ilettim: “Köpeğin beslenmesi gerekiyor.”

Sonra birinci öyküde Quasar’ı beklerken bırakıp ikinci öykünün mekanı Tokyo’ya geçeriz. Tamamıyla farklı bir ortam, farklı kişiler… Bir müzik dükkanında çalışan ve içeri giren genç kıza karşı ani aşk cinsi bir şeyler hissetmeye başlayan, babasını hiç tanımamış, ki daha sonra bir değişiğiyle, Eiji olarak 9. Rüya’da karşılaşacağız, bir genç, Satoru. Ne olacak diyorsun? Kızı bir daha görebilecek mi? O arada bağlantı şöyle gelişiyor:

Dışarıda kepenkleri indiriyordum ki, içeriden telefonun çaldığını duydum. Kahrolası!  İlk düşüncem, telefonu duymamış gibi yapmak oydu. Ama ardından bütün akşamı kimin aradığını merak ederek geçireceğimi düşündüm. Muhtemelen insanları arayıp, bana telefon edip etmediklerini sormak zorunda kalacak, bu sefer de telefonu daha baştan neden açmadığımı anlatmakta güçlük çekecektim… Kahretsin. Dükkanı yeniden açıp telefona cevap vermek daha kolaydı.

Sonraları, bunu defalarca düşündüm: o telefon o anda çalmasa ya da ben dönüp telefonu açmaya karar vermeseydim, ondan sonra yaşananlardan hiçbiri yaşanmayacaktı.

Tanımadığım bir ses. Yumuşak, endişeli, “Ben Quasar. Köpeğin beslenmesi gerekiyor!”

Efendim? Devamı gelecek mi diye dinledim. Statik cızırtısı sahile vuran dalgalara benziyordu. […] Arkasından hiç bir şey gelmedi. Sanki beriki benden bir şey bekliyormuş gibi. Ben de  biraz daha oyalandım, sonra da şaşkınlık içinde, telefonu kapattım. Her neyse.

Satoru tam dışarı çıkacakken ilk görüşte aşık olduğu kız dükkandan içeri girer ve olaylar gelişir. Bu bağlantıya bayıldım. Şaşırttığı için… Beklemediğim için… Quasar’ın sonunun dramatik olacağını anladığım için… O bir teröristti ve ben yine de ona acımıştım. Kelimelerin büyüsü işte böyle bir şey.

Kitabın kurgusundan gayrı söylemek istedikleri, içinde bulunduğumuz toplumun eleştirisi, hayatı anlama çabası da okurken mutlu etti. Bir çok yerini çizdim. Not aldım. Sonra Mitchell’ın Paris Review ile yaptığı röportajını okudum, etkilendiği isimleri buldum. Bunların içinde Le Guin’den Asimov’a, Dickens’a, Tolstoy’a, G.Elliot’a, Borges’e, Melville’e, Shakespeare’e, Nabokov’a, Murakami’ye, Calvino’ya kadar daha kimler var kimler… Belki de bu sayede Hayalet Yazılar ve filmden gördüğüm kadarıyla Cloud Atlas bu kadar zengin. Atlas’taki Cavendish kardeşleri farklı bir biçimde Hayalet Yazılar’ın içinde görmek, hatta sahte çıkan Mark Twain’in yazı masasının ta o dönemde, ilk kitabın yazılış tarihi 1999, yazar ve editör olan Cavendish kardeşin elinde olduğunu anlamak gülümsetti.

Kıssadan kendime hisse: Hoşuna gidecek kitapları bulup almakta üstüne yok Qune ama, ah bir de onları zamanında okusan!

Reklamlar