Etiketler

, , , ,

IMG_4329

Dün bu saatlerde blogu kapatacağımı söylüyordum.

Yeterince eğlendim. Artık ciddiyete geleyim. Böyle diyordum kendime.

Hem artık yazılarımı satmam lazım. Zaman nakittir. (Bu cümle o çok sevdiğim İşletme derslerinden yadigar). Satmayacaksan hiç boşuna yazma.

Hem nasıl satacaksam? Oğuz Atay’ın öyküsünde olduğu gibi demiryoluna kamp kurup gelen geçen trenlere mi saldıracağım?

Bu sabah da benzer düşüncelerle kalktım, genelde gece uyurken fikir değiştiririm, gerçi dün gece pek uyuyamadım o yüzden sayılmayabilir, tek düşüncem bu işi tezden bitirmek. Bilgisayarın başına geçtim. Hem Hasan’ı da buralarda görmek istemiyorum. Kapatmayı beceremedim. Sil düğmesi vardı, bastığım anda bütün yazılar silinecekti. Cesaretim yetmedi. Dışa aktarayım dedim o da olmadı. Halbuki blogspot bu işi mükemmel ve kolaycacık yapardı.

Dolayısıyla işte yine bu satırları yazarken buradayım.

Şu an itibariyle çenemde yeni bir sivilce baş vermekte olduğunu fark ettim ve hemen koparttım. Kanadı. Peçete bastım. Elime pürüz geçmeye görsün anında itinayla kopartılır. İğrençlik diz boyu. Pürüz kopartmak için öyle aynaya falan ihtiyacım yok benim. Ezberden yapıyorum. Profesyonel kopartıcıyım.

Nedenini ele geçiremediğim bir şekilde Hasan’a kızmış durumdayım. Böyle devam ederse Almodovar’ın son filmindeki, İçinde Yaşadığım Deri, gibi ameliyatla cinsiyetini değiştirip kadın yapacağım. Bugüne kadar seyrettiğim, okuduğum, duyduğum en muhteşem intikam öyküsü…

Anladım. Sonbahar çocuklarının ilkbaharda dengesi bozuluyor.

15 gündür her sabah bir adet tatlı kırmızı biber yiyorum. Dışkılar pembe tonuna büründü. İçim pembe içim. Tavsiye ederim.

Reklamlar