Etiketler

, , , , , , , ,

IMG_6452

Yazmak istedim, yazıyorum. Aklımda, kalbimde söyleyeceklerim olduğundan değil sırf  parmaklarım unutmasın, derdim bunadır. Sene başında on parmak klavye öğrenirken ne sancılar çektim. Gözlerimin önünde Q klavye varken F klavye dizimini ezberlettirmek, parmaklarıma yani çünkü alışkanlık kurusun akıldan iki adım önde gidiyorlardı, hiç kolay olmadı. Yine de 1 ay içinde baş göz yara yara bu işi kıvırdılar. Şampiyonalara katılacak derecem olmasa bile eskiye nazaran çok daha çabuk ve hatasız yazıyorum.

Akılda bekleyen bir şeyler olmayınca devam ettirmek zor tabii… Ama yazmasam olmayacaktı. Hiç bir işe, ne kitaba, ne filme odaklanabilecektim. Bari gecen haftanın en büyük olayından bahsedeyim. Cumartesi cumartesi oturuyor kitap okuyordum. Aniden sıkıldım. Ev bastı. Dışarısı güneşli. Hem alacaklarım (kitap), bakacaklarım (yine kitap) var derken attım kendimi sahile. Parantez içinde tüm bu bakıp aldıklarımı okuyorum zannedilmesin, evimde yanı başımda bulunmaları güven ortamı sağlıyor. Yoksa okuma hızım her sıradan vatandaştan belki bir beden daha hallice. Onu da istatistiksel olarak ülkemizde okuma oranları düşük diye dedim. Bir de almayınca basılmayacak o yüzden hoşuma giden ilgimi çeken olursa alıyorum. Belki garip belki değil, sokakta her yardım dilenen biri yanıma yaklaştıkça onu bir an evvel uzaklaştırıyor ki buna Green Peace’cilerle Unicef’ciler de dahil, gidip bir kitap alıyorum.

Geleyim Cumartesi olayına Erenköy civarlarında falandım, bu yürüyüşlerin beni kesmediğini fark ettim. Kesmiyordu, kesmediği için de, buradan Ankara’ya kadar bir gidip gelecek halim yok ya, hiç çıkmıyordum, yürüyüşe yani, bu davranış modeli artık terazinin mi diyeyim ya da benim mi bir klasik haline geldi, kesmiyorsa-tamamen-bırak. Nedense bu sefer  şeytan dürttü, Şaşkınbakkal taraflarında yeni bir spor salonu inşaatı yapılıyordu, gidip bir bakayım dedim bitmiş mi? Bitmiş olması muhtemel, bikini mevsimi yaklaştı. Hatta o gün itibarıyla gelmiş gibiydi. Gittim baktım, yok. Hala tahta, artık tahta değil ya neyse, perdeler ve üzerinde reklam panoları geçen ay koyduğum yerde duruyor.

Aklıma bir durak ötedeki Shore Club geldi. Hem Suadiye, hem sahil, hem büyük ve lüks görünümlü, açıldığı zamandan beri bakar imrenirim uzaktan, bir türlü giremem korkudan…. Hani Louis Vitton’a da girilmez ya, önce kuaföre gidersin, en bayramlıklarını giyersin, vs ancak ondan sonra o yüce markaya bir nebze olsun layık duruma gelebilirsin… Hayır yani arkamda Richard Gere gibi biri olsa hiç çekinmeyeceğim de… İşte onun gibi bir izlenim bırakmış bende. Hem gireceğim de ne olacak kuyruğuma baka baka çıkacağım gibisinden bir düşünce.

Ve fakat o Cumartesi hiç bir düşünce o spor kulübünden içeri adım atmamı engelleyemedi. Diyeceğim şu adımı attım ve bir daha çıkamadım. 1 haftadır paso gidiyorum. Tavsiye ederim. Yalnız oldukça moral bozucu. Herkes zayıf ve fit durumda. Kısa zamanda seviye tutturamazsam kompleks yapacağım. Hissediyorum. Yine de hemen bir artısı oldu. Dopamin doldum. Hatta ikinci bir artı da var. Cildimdeki pürüzler gitti yahu. Ben şimdi ne koparacağım?

Detayları vaktim olursa sonra anlatayım. Birazdan evden çıkma zamanı…

Hazırlık başlasın.

Reklamlar