Etiketler

, , , ,

IMG_7902Kiki’nin odasında eşyalarını karıştırıyordum, okuluna döndü, oda boşaldı ya, lise 2’ye denk gelen sınıfta okurkenki edebiyat klasörünü, bilmeyenler için fransızca edebiyat, türkçe tercihsiz birinci yabancı dil olarak okundu, buldum. Yeni nesil için eskilerin Lise Defteri tarih oldu, tabii. Karıştırıyorum. O sene amma da kitap okumuşlar haberim yok. Rabelais’nin Gargantua’sından, Baudelaire’in Kötülük Çiçekleri’ne, Beaumarchais’nin Figaro’nun düğününden, Sartre’ın Bulantısı, Celine’in Gecenin Ucuna Yolculuk, Hugo’un Sefiller’i, Duras’ın Sevgili’sine kadar neler neler, hepsini sayamayacağım, ben bu kadar okusam şimdiye uzman eleştirmen olurdum.

Tam kapatacaktım, klasörün ön kapak iç yüzüne roman hakkında genel bilgilerin ve o senenin programının olduğu bir sayfa yapıştırılmış olduğunu gördüm. Aydınlandım. Hemen paylaşayım istedim. Hem Ağustos ayını hiç yazısız kapatmak içime sinmiyordu.

Roman adı nereden gelir?

Bize fransızcadan gelir de, fransızlara nereden gelir?

Orta çağdan gelirmiş.

Orta çağ Avrupa’sında o zamanlar insanlar kabaca ikiye ayrılıyor: Latince bilenler, ayrıcalıklı tabaka, eğitimliler, bilginler, din adamları ki onlar da eğitimli sınıfındalar gerçekte, bir de Latince bilmeyenler, kısacası geri kalan herkes, halk, alt tabaka, zemin yani…Tabii günümüzde böyle bir ayrım yok artık para babaları ve değiller şeklindeyiz. Akademisyenlerin bile para babaları ve değilleri var.

Neysem Latince bilmeyen, bu geri kalan halk kendi aralarında Roma dili konuşur ve yazarmış, yazabilenlerden bahsediyoruz burada…”Romane” kelimesi de başlangıçta, yani orta çağda, Roma dilinde yazılmış anlatılar anlamında kullanılırmış. Hani Roman denince bazılarının aklına aşağılık ve banal bir tür yazı çeşidi düşüncesi düşer ya, bu düşüncenin köklerinin de böylelikle ta orta çağa dayandığını anlamış bulundum. Değerlendirmesi size kalmış…

Fotoğrafta önümüzdeki haftanın okuması olarak aldıklarım, eminim bir kaçı kitaplıkta sırasını bekleyenler arasına kalkacak ama olsun.

Reklamlar