Etiketler

, , , , , , , , , , , ,

20131111_064014

Bahsetmeye fırsatım olmadı diye bu seneki kitap fuarı notlarımın eksik kalmasına gönlüm razı gelmedi.

Artık şunu biliyorum ki biz bazılarımız için kitap fuarının anlamı kitaplar ve yazarlarla tanışma, yayın evleriyle bağlantı kurup tavsiyelerini alma, bir iki seminer dinleme safhasının çoktan ötesine geçip bir shopping festival haline geldi. Aylar öncesinden para biriktirmeye, liste yapmaya başlıyor, sonra da o listenin üç beş katını alıp eve dönüyorum. Dolayısıyla kitap fuarlarında ölçülü alışveriş yapma kararlılığını gösterme çabalarından ne zaman vazgeçtim bilmem ama bir aralar yaptım bunu. İşin iyisi bu konuda yalnız da değilim. Bu sene, benden beter, yanında aile tipi tekerlekli bavullarıyla gelmiş bir çok kitapsever vardı. Bir yandan da aldığım bu kitapların Fashion Fest haftası eli kolu Max Mara, Zara, Beymen tipi torbalarla eve dönüp elbet bir gün giyerim mantığıyla dolaba yerleştirilenlerden bir farkının kalmadığını hissetmiyor değilim ama elimde değil elbet bir gün okurum. Ben okumazsam başkası okur. Öyle giysiler gibi beden sorunu da yok yazacaktım ama düşününce evet kitaplarda da bedenler var diyorum, small, medium, large ve xlarge şeklinde. Kendi ölçülerime gelince pek small sevmiyorum ama yine de kütüphanemde hatırı sayılır derecede varlar, medium’lar ki bunu kendi bedenim olarak benimsedim, nedense pek az, bol bol xlarge aldım, sonumuz hayırlısı… Bu arada small olsun bedenime ruhuma yapışsın mı daha iyi, yoksa xlarge olsun içinde yüzeyim mi bilemedim ama gözüm ayağıma göre olan yorganda değil o kesin.

Bu sene öğrendiğim başka bir şey de fuarın ilk günü ilk saatleri, 9:50’de kapılar açılmadan oradaydım, gibisi yok. Rahat rahat bütün salonları, bütün büyük yayınevlerini doyasıya üçer, beşer defa dolandım. Küçük yayınevlerinde, hangi gün hangi saat giderseniz gidin, bir sorun yok zaten, bazıları o kadar küçük ki ana salonlarda stand kiralayamadıklarından 10.salon’a yayılıyor,  bazı diğerleriyse her ana salonun ortasında büyük stand kurmuş. Alçak dünya diye buna diyorlar işte… Neyse, 10’uncu salondan ya da diğer koridor salonlardan, ki orada da stand kiralarının uygun olduğu kanısındayım, oldukça iyi edinimlerim oldu.

Bu sene gurur duyduğumuz bir başka olay da, Bümed Atölye’den bir arkadaşımız, Arzu Arınel’in, 41.Oda: Mardinkapı adlı romanıyla, Everest ilk roman ödülünü kazanması oldu. Fuar’ın ilk cumartesi günü ödül töreni vardı. Biz de oradaydık. Ödülünü Semih Gümüş verdi. Geçen senenin ödül sahibi, Gırnatacı kitabıyla Ercüment Cengiz de oradaydı, onu da tanıma ve kitabını zaten istiyordum edinme şansını elde ettim. Geleyim 41.Oda: Mardinkapı’ya… Bu kitabın atölyede evrilişinin bir kısmını yakından takip etmek, başarısını kutlamak güzel bir deneyim. Kitap arkasında yer alan kısa paragraftan iyisini yazamayacağımdan onu alıntılıyorum:

2013 yılı ‘Everest Yayınları İlk Roman Ödülü’nü kazanan 41.Oda: Mardinkapı, Kırşehirli bir ailenin dağılış sürecini en büyük kızları Berna’yı merkeze alarak anlatıyor. On altı yaşındayken halasının oğlundan hamile kalan, küçük yaşta anne olan Berna’nın savrulan yaşamı geneleve kadar uzanıyor. Yeterince bilinmeyen, dış dünyaya kapalı, kendi içinde kuralları olan bu alemi bütün acımasızlığı ve çıplaklığıyla gözler önüne seriyor Arzu Arınel. Sevgilisi Cemal’in Berna’ya söylediği ise romanın omurgası gibi: ‘Bu bir defalık hayatta herkes sadece kendine aittir sevgilim.’

Berna, gerçek hayat hikayesinden esinlenerek kurgulanmış bir karakter. Kitapla ilgili daha detaylı bilgi egoist okurda yer alan Arınel röportajı’nda var.

Tekrar fuara dönecek olursam… Ana kapıdan geçtikten sonra fuar alanı 2.salonun girişindeki kocaman İletişim Yayınları’nın standını görmekle aşina bir yere geldiğim hissi iyice pekişti. O standın oradan başka yere taşındığı gün farklı bir gün olacak.

İkinci durak Notos Yayınları oldu. Hem Semih Gümüş, hem Bümed’den arkadaşım Dilek Emir, ki burada bahsetmeye fırsatım olmadı ilk öykü kitabı Tek Kişilik Kahvaltı’yı tavsiye ederim, yerlerindeydi.

IMG_8490

Geçen senenin güzel tavsiyelerinden sonra bu sene hemen yalayıp yuttuğum Alejandro Zambra’dan Eve Dönmenin Yolları’nı, Bonzai’sini, Mario Bellatin’den Çin Daması, Güzellik Salonu’nu ve Norman Lock’tan Boğuntulu Masalları’nı edindim. Bunlar minimalist hap kitaplar, small gözükseler de etkisi Large ve üzeri olanlar. Hatta Zambra şimdiye kadar okuduğum en hoş post-modernist yazar. Kimileri Bonzai’yi daha fazla beğenirken, ben Eve Dönmenin Yollarına hayran kaldım.

Zambra tek kelimeyi boşa harcamamış. Post-modern, kendi üzerine kapanan ya da Fransız’ların değimiyle mise en abyme tarzını, en iyi örnek resimde Velasquez’in Las Meninas tablosu gösterilir, ayna içinde ayna içinde ayna, edebiyata yansıması, roman içinde roman içinde roman oluyor, seviyorsanız süperlatif bir çağdaş örnek.

Diğerlerini henüz okumadım: Jean Webster’dan Sevgili Düşmanım, Harold Jaffe’den Tekno-Mağara’nın Ötesi Milenyumsonrası Kültür İçin Gerilla Yazarın Rehberi, Gerilla Yazar’ın tipim olduğu söylenemez ama ilginç metinler okumayı seven biri olarak tavsiyeyi keyifle edindim. Notos Yayınları, Klasik Kitaplar serisi içinde Turgenyev’in Lüzumsuz Bir Adamın Günlüğü’nü yayınlamış, görür görmez kaptım.

IMG_8453

Diğer heveslendiklerime-edindiklerime gelince, fotoğraflarda toplu şekilde varlar, bir anda hepsini saymaya ne vaktim ne enerjim yeter. İlk Cumartesi’den sonra hafta arasında Çarşamba günü tekrar gitmeyi düşünüyordum ki olmadı, program uymadı. Önce ne yapalım bu sene kısmet bir seferdeymiş deyip oturdum. Oturdum ama sanki birileri gıyabımda, arkamdan gizli saklı bir işler çeviriyor ve ben bunlara seyirci kalıyorum hissi bütün hafta beni bırakmadı, yedi bitirdi. Bak diyorum, kendi kendime, bütün istediklerini aldın daha neye bakacaksın? Gitme. Git. Gitme. Git. İçimden bu şekil mücadele verdikten sonra son Pazar günü öğleden sonra C.İ.’yi kandırdım ve yola koyulduk. Kapanışı yaptım, oh içim rahat etti. Dönüşümüz de harikaydı. Trafiğe girmeden eve dönmenin yollarını keşfettik.

Neyse, ikinci ve son Pazar yolda giderken aklımda öncelikle Agora Yayınları, Susan Sontag’lar, Alef Yayınları, Bernardo Atxaga’nın Akordeoncu’nun Oğlu ve Pegasus Yayınları, Mohsin Hamid’in Gönülsüz Köktendinci’si var. Sonra Nota Bene Yayınlarına uğrayacağım, arkadaşımın öyküsü Direniş Öyküleri derlemesinin içinde yer alıyor ve saire… Elimde harita aranıyorum. Notos’un önünden geçtim. Pek oyalanmaya niyetim yok, Dilek’e uzaktan bir selam çakayım derken tam köşede üst üste duran ve fuarın sonuna yetiştirdikleri Elfriede Jelinek’in Piyanist’ini gördüm. 2011 yılında Murat Gülsoy Açık Şehir kapsamında yaptığı film uyarlamalarından, program halen devam ediyor, o çok severek seyrettiğim Haneke’nin Piyano Öğretmeni adlı filminin gerçekte bir kitaptan uyarlama olduğunu öğrenmiş, zamanında nasıl da aramış ve bulamayarak oturup kalmıştım. Baskısı tükenmişler içindeydi. Şimdi Notos Yayınları’ndan gıcır, pırıl okumaya hazır.

IMG_8491

Bu arada MG’un programını, verdiğim bağlantıdan tekrar seyrettim, 5 dakikalık kayıt bir buçukuncu dakikada çat diye kesiliyor, içerik açısındandır gibi kendime özgü çıkarımlarım var demekle birlikte belki de teknik bir hatadır düzelir umudunu taşıyorum. İçerik derken yahu diken üstünde oturur olduk. Piyanist, 2004 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan nadir kadın yazarlardan biri olan Jelinek’in baş yapıtı ve arka kapağında yer aldığı üzere aykırı, çarpıcı, rahatsız edici bir aşk hikayesi. Zaten öyle olmasa Haneke tutup da filmini uyarlamazdı değil mi? Yine arka kapaktan;

Birileri, sıradan birileri, bir gün gelip hayatın ve cinselliğin içindeki şiddet ve acıyı görünür kılar. Ruhsal acıdan bedensel acıya sığınılır, avcı avlanır, zarar gören zevk alır, aşağılayan yücelir, sonra hepsi yer değiştirir. Bir kadının zihninin cinsel kıvrımlarında gezinen Elfriede Jelinek, tabuları sıradanlaştırmanın yollarını bu anlatıyla zorlayarak uçurumlarda geziniyor.

Bu arada arka kapağı okumaya devam ederken zamanında neden piyasada bulamadığımı da keşfettim:

Türkiye’de 2002 yılında yayımlanan, yargılanan ve yasaklanan kitap, şimdi sansürsüz olarak yeniden okuru huzursuz okumalara davet ediyor.

Haydin okuyalım ve huzursuz olalım. Yep, yep!

Piyanist elimde Notos’tan ayrıldım ve Nota Bene’ye yollandım. Direniş öyküleri dışında James Purdy’nin Gertrude’unu buldum. Purdy de oldukça tartışmalı bir Amerikalı yazar. Bu ara tüm ilgim tartışmalılara.

Aylak Adam’dan Pessoa Felsefi Denemeler’ini, Robert Musil’in Hayalperestler’ini ve Gyula Krudy’nin Günebakan’ını aldım.

Siren Yayınları’nda bakınıyordum ki beni geçen seneden tanıdılar. Olacak iş mi diyerek çok şaşırdım. Hatta paranız bitmişti de size Euro bozmuştum şeklinde bir hatırlatma bile yaptılar ki ben şahsen unutmuşum. Irvine Welsh’den Porno, Jack Kerouac’tan Big Sur, Marisha Pessl’dan Gündelik Felaket Teorileri okuma listesinde yerini aldı. Gerilimi okumaktansa seyretmeyi tercih etmeme rağmen Shirley Jackson’ın Tepedeki Ev’ini önerilere dayanamayarak aldım. Sonradan bir arkadaşım, aşağıda adı ve blogu geçen, Siren Yayınları okurunu tanır dedi. Doğru zahar.

20131112_082409Boğaziçi Üniversitesi Yayınları’na uğramadan geçemedim. Takie Sugiyama Lebra’nın Japonlar ve Davranış Biçimleri favori kitabım oldu. Nilüfer Kuyaş’ın Yeni Baştan romanını orada bulmak hem şaşırttı, hem sevindirdi. Nedense… Dilini çok sevdim.

Sel Yayıncılık’ın, Apollinaire’in Genç Bir Don Juan’ın Maceraları dahil olmak üzere yasaklanma potansiyeli taşıyan, taşımayan bir kaç kitabını edindim. Tübitak’landım. Her ne kadar son zamanlarda yayınladıkları artık eskisi kadar ilgimi çekmese de… Bulut Gözlemcisinin Rehberi, Galileo’nun Buyruğu, Halkın Bilim Tarihi’ne dayanamadım.

IMG_8493

Yitik Ülke’den bahsetmedim. Okuma grubundan iki arkadaşım’ın kitabı da bu yayınevinden çıktı. Önümüzdeki günlerde yolda olanlar da var.

Nilgün Şimşek’ten Siyah Sardunyalar. Roman. Yazar ile söyleşiyi okumayan kaldıysa linki burada: Öykünün Ev Hali, ki yazarı Füsun Çetinel, Bümed’den arkadaşım, takibinde fayda var, Şimşek ile yaratıcı bir söyleşi yapmış Marguerite Duras ile Siyah Sardunyalar.

Esra Tanrıbilir’den fuara son anda yetişen bir Öykü Kitabı: Yeniden Başlangıç Meridyeni.

Tam çıkıyorduk ki Doğan Kitap’tan taze çıkmış Margaret Atwood’un Tufan Zamanı yolumdan döndürdü. Orhan Pamuk’tan sonra gelen fetiş yazarlarımdan diyebilirim, bir diğeri de Doris Lessing’tir. Şimdi Alice Munro, Can Yayınları’ndan son öykü kitabı Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik ile listeye eklendi. Üzerine İletişim’den ne zamandır istediğim Mahir Ünsal Eriş’in Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde’siyle bu seneyi kapattım.

Yukarıda bahsetmedim ama fuardaki en önemli edinimim, Darmin Hadzibegoviç’in hazırladığı Orhan Pamuk’un kendi el yazısı ve resimleriyle Yapı Kredi’den yayınlanan Kara Kitap’ın Sırları oldu ki yazmaya baş koymuş kişilerin olmazsa olmazı olarak sınıflandırıyorum. Ha içinde geçen onca çalışmayı, çabayı yeni yetmeye soyunan bir yazar günümüzde yapar mı bilmiyorum ama en azından buz dağının altında nelerin saklı olduğunu göz önüne sermesi açısından oldukça insaytlı bir çalışma olmuş.

Son olarak bu yazıyı bu satırlara kadar getirebilenlere bir sürprizim var:

IMG_8492

Eva Jablonka ve Marion J. Lamb’ın ortaklaşa yazdıkları, Anna Zeligowski’nin çizimleriyle şenlendirdiği Evrimin Dört Boyutu, Yaşam Tarihinde Genetik, Epigenetik, Davranışsal ve Simgesel Değişimler kitabını Boğaziçi Üniversitesi Yayınları’ndan bir dalgınlık sonucu 2 defa edinmişim. O halde….

Aşağıya yorum bırakanlar ya da sadece ismini bırakanlar arasından, 1’den fazla olmalarını umut ediyorum, bilgisayarda yapılacak randomlama çekiliş sonucu, 1 kişiye bu fazla kitabı göndereceğim. Yalnız, isim bırakanlar bilsinler ki gerektiği takdirde kuryeye vermek üzere bir teslimat adresi ve telefon numarası isteyeceğim ki (bir cümlede ikinci ki kullanımı) bu bilgileri mail adresime özel olarak gönderebilirler.

Reklamlar