Etiketler

, , ,

IMG_8110

Dün öğleden sonra fuar notlarını yazmaya öylesine dalmışım ki, yazı süreci sonrasını da aldıklarıma göz atıp, okuma sıralaması yapmakla geçirdim, alışveriş yapacaktım zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim. Kıssadan hisse bu sabah saat 7’de kalkıp, tökezleyerek mutfağa kahve yapmaya gidince, kutuda zırnık kadar bile kalmadığını görüp aklım başıma geldi. Edebiyat, sanat işte bu şekil insanı gerçekliklerden uzaklaştırıyor. Aklıma Marquez’in Albay’a Mektup Yazan Kimse Yok geldi, onun da ilk satırları kahve kutusunu acaba bir fincanlık çıkar mı diye kazıyan Albay’la başlar. Aynen öyleydim işte, tenekenin leyim yerlerine bıçak sokarak araya sıkışanları kazıdım ama nafile, karalar bağladı. Kalkıp giyinip gitsem daha hiç bir kahveci dükkanı açık değildir derken bir yandan da düşünüyorum dünkü kahvenin artıklarını toplasam bir daha kaynatsam nasıl olur?

Dün Acıbadem Hastanesi cafesinde oturuyorduk, yanı başımızda bir grup doktor sohbet ediyor, anneme laf attılar, biz de muhabbete katılmış olduk. Sonra bir tanesi Kolombiya seyahatinde içtikleri kahveden bahsetti. Kaliteliymiş, bardağa konduğunda yarı saydam duruyormuş, hani arkasındakini gösteren yoğunlukta. Yoğunlukta kelimesi burada biraz ironik kaçtı sanırım, uygunu incelikte olacaktı. Halbuki bize ve/veya bana kahve dedin mi kapkara olacak, Kolombiya’lılarınkini biz ayıp olmasın ama bulaşık suyu tabir ederiz. Aynı meyanda onlar da Türk kahvesinin aslında kahve çekirdeklerinin en atılası, küspe mi derler artık ne derler, yerinden yapıldığını o yüzden de çamur gibi olduğunu söylemişler. Gerçi şimdi burada bunları yazdım ama doğruluğundan açıkçası pek emin olamadım. Neden derseniz, anlatan doktor daha önce bize bir çok fıkra anlattı, aynı gerçek gibi, hatta Murakami misali belirli marka isimleri vererek, ama bir o kadar da kurgulanmış eğlencelikler. Güldük, hoş vakit geçirdik.

Neyse sabahın 7’si, ocağın başında dünkü artıkları Betty Smith, Bir Genç Kız Yetişiyor örnegi gibi yeniden kaynatsam mı, kaynatmasam mı düşünürken erzak dolabını bir daha karıştırasım geldi. En dibe kaykılıp yatmış bir paket, Ağustos 2013’te tarihi geçmiş, Kuru Kahveci Mehmet Efendi, buldum. Tarihi geçmiş türk kahvesi ile yeniden kaynatılacak italyan kahvesi arasında seçim yapmak pek uzun sürmedi, makineye o tarihi geçmiş Mehmet Efendi’yi boşalttım. Pek kesmese de, kaynatma ekspresso formatında bizim kahve tadında, kopkoyu bir şey olmasına rağmen bu saatlere kadar idare edebildim. Şimdi bir ıhlamur içeyim, sonra dışarıda işim var, evden çıkacağım.

Dünkü kitaba, Evrimin Dört Boyutu, gelince, ismi kendim dahil kimsenin gözünü korkutmasın, bir o kadar popüler dille yazılmış, anlaşılır, Davranışsal Kalıtım Sistemleri bölümünden bir alıntı yapıyorum. Belgesel seyreder gibi düşünün:

Eşler arasındaki iletişim de toplumsal öğrenme sayesinde ‘kültürel’ değişim geçirebilir. Kırmızı böğürtlen gözde bir tarbutnik yiyeceğidir, yani bir erkeğin kendi topladığı böğürtlenleri aşıran dişilerin çiftleşmeye daha sıcak baktıklarını şans eseri keşfettiğini hayal edin. Dişilerin böğürtlen çalmasına izin vermeyi öğrenen erkeğin eş sayısı artar ve rakiplerinden daha fazla yavrusu olur. Yavruları ve yavruların gözlemci arkadaşları, bu başarılı davranış türünü öğrenir ve davranış yayılır. Dişilerin çalmasına izin vermek yerine kendileri böğürtlen sunduklarında eş bulma şansının daha da arttığını yavaş yavaş keşfedeceklerdir. Böğürtlen verme geleneği yayılır, toplulukta yerleşir.

Not: Anna Zeligowski’nin çizimlerinden anladığım kadarıyla Tarbutnikler fare cinsi bir hayvan türü.

Okuduğum yere kadar kurgusal kıssadan hisse: Tarbutnikler’de bir erkeğin eş sayısının artması iyi bir şeydir. Eş kavramı anlık bir kavramdır. An geçince eş de geçer. Çalma hareketi karşılık ödemeyi gerektirir. Çalma hareketinin erkeğin amacına ulaşmasında sosyal yem olarak kullanılması, dolayısıyla kadını çiftleşmeye eğilimli olması için çalmaya mecbur edecek her türlü hal ve davranışların düzenlenmesi mubahtır. Tarbutnikler’de hayat bir yarışmadan ibarettir.

Bu kitabı edinmek isterseniz, bende bir adet fazla var, dünkü yazının yorum hanesine isim bırakmanız yeterli, çekiliş 1 hafta sonra, dünkü yazı ve detaylar için burası

Edebiyat örneklerinden üslup öğreniyorum, popüler bilim kitaplarından esinleniyorum. Bana iyi gelen en iyi karışım bu.

Fotoğraftaki heykel İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden, bugünkü ruh halimi süperlatif biçimde tasvir ettiğinden bu yazının başına yapıştırdım.

Reklamlar