Etiketler

, , , , , , ,

1-IMG_8495

Yazmak için iyi bir sabah mı, değil mi, ne sabahı neredeyse öğlen olacak, doğru bir ruh hali mi değil mi pek bilmiyorum ama demin, uyandığımdan bu yana yapsam ve yapmasam arasında gidip gelerek, ayağa kalktığım zannedilmesin, ayrıca övünmek gibi olmasın bu gidip gelmeleri oturduğum yerden yapmakta ustayımdır, hafta sonundan kalan bulaşıkları yıkıyordum, içimden bastırılamaz dürtüler geldi ve işte buradayım, uzun aralardan sonra yazıyorum.

Her zamanki saatte, erkenden, kalkmış olmama rağmen kahve içmek ve beklemek dışında hiç bir şey yapmadan bu saatlere kadar sürüklendim. Pardon bir şey yaptım, oturduğum yerden artık hiç bir uygulamayı doğru dürüst çalıştıramayan antika versiyon iphone’un ios 7’sini güncelledim. Daha detaylı teknik açıklamaya girersem, telefonu bilgisayara taktım ve ara sıra bir iki düğmeye bastım. Taş taşımış bir ruh halindeyim. Tam da bu blogun mottosu mudur, ilkesi midir, parolası mıdır her neyse, hani şu en başta yazan, çalışma arzusu gelince oturup geçmesini bekliyorum durum bildirisi var ya, aynen, kelimesi kelimesine, sözlük anlamıyla öyleyim bugün.

Tanrım, yoksa Evrenim mi, ya da Nuh peygamberim mi, dün akşam Noah filmine gittik, hepimizin Nuh çocukları olduğunu öğrendik, bilgilendik, halbuki geçen hafta Douglas Adam’dan Galaksi Rehberi’ni okuyordum ve aynı Viltvodle 6 gezegeninde yaşayan Jatravartid halkının inandığı gibi aslında tüm Evrenin ve dolayısıyla biz insanların, adına Hastalanmış Büyük Yeşil denilen bir varlığın hapşırması sonucu burnundan etrafa saçıldığına ve en büyük korkumuzun farkına bile varmadığımız Büyük Beyaz Mendilin Ortaya çıkışı olarak adlandırılan bir kıyamet dönemine, varoluşsal bir korku bu, girmek olduğuna öyle bir inanmıştım ki… Dün Nuh Peygamberin çocukları olduğumuzu öğrenmek hem acı geldi, çocuklarına ve eşine davranış biçiminden kafayı sıyırmış olduğunu düşündüm, hem de demek ki hep biz iyiler kalmışız bu evrende diye düşünerek Kabil soyununsa her ne kadar günümüzde pek öyle durmasa da tükendiğine bayağı sarsıldım, bilmiyordum. Geçmişte oldukça cesur insanlar yaşamış açıkcası.

Dün gece itibariyle tüm inanç sistemim yıkılsa da bu sabah Beyaz Mendilin Ortaya çıkışı korkusundan bir türlü kurtulamıyorum. Sanırım yeni bir filmle daha aydınlatılma ihtiyacım var. Eğer şimdi biz Nuh Peygamberin çocuklarıysak ve Beyaz Mendil yoksa, peki neredeyse gözle görülebilecek, beni bu denli tembelliğe iten, aslında şahsımın bir kabahati yok, varoluşsal korkularım nereye gitti? Sanırım bu filme bir devam gerek. Zihnim allak bullak oldu.

Üstelik bu sabah posta kutumda Ted Talks’tan gelen 4 dakikalık bir konuşma buldum. Adamın biri, evrenin bir balon olduğunu, öyle Adams’ın dediği gibi uzayıp, sonsuza kadar yolun var misali gitmediğini söylüyordu. Eğer bir balonsa, bunun bir de son duvarı vardır, bir ara karşılaşacağın, hatta geçen pazartesi bu duvarı görmüşler mi ne, o kadarını pek çıkartamadım, adamcağız çok hızlı ve heyacanlı anlattığından kaçmış olacak, neyse o beklenen karşılaşma anında, yeşil yaratığın burnundan saçılanlanlar olarak balonun nihai iç yüzeyine erişince ne yapacağımız bende şaşırtıcı bir merak konusu oldu. Acaba yapışıp kalır mıyız, yoksa oradan geri teperek yaratığın burnuna geri dönmek, yani yaradanın üstüne kapanmak üzere tersi bir yolculuğa mı başlarız bilemedim. Ben demiştim işte meta kurmaca diye bir şey yoktur, her şey gerçek arkadaşlar.

Diğer yandan da sanırım bu Belirsizlik Duvarı bundan böyle varoluşsal korku Beyaz Mendil’in yerini alacak. Neyse biraz rahatlamış oldum. Gerçi yine de bu balonun içinde neden bir Nuh Peygamber olmasın şeklinde düşünceler geliştirme eğilimini, az biraz da olsa, gösteriyorum. Ve bu ikinci belirsizliğin, Büyük Yeşil mi Noah mı, çözülemeyecek olmasından dolayı tedirginliğim içten içe yeniden başlıyor. Halbuki o bir anlık kavrayış ve rahatlama anı pek güzeldi. Yazık nadide ve gelip geçiciymiş. Ted konuşmasında biraz daha ileri gidersek içinde bizim ve evrenimizin olduğu baloncuktan başka, görme ya da algılama imkanımızın bile olmadığı baloncuklar varsa meselesi ortaya atılıp öylece bırakılıyor ki, bu tutumdan hiç hoşlanmadım. Bir daha Ted Talk dinlememeye karar verdim. Douglas Adams’ın Galaksi Rehberi’ne geri dönüyorum ve belirsizliktense, belirli bir an gelene kadar Beyaz Mendil’in Ortaya Çıkışı ile avunmaya çalışacağım.

Çünkü evren eğer bir balonsa kişisel gelişim falan da olamaz, düz çizgi diye bir şey yok, her şey top misali, ilerleme dediğin bir yanılsama. Kişisel not: bu konuyu ileride detaylandırman gerekebilir. Önce zihin bulantısını bir atlat.

Bütün bu sorgulama süreçleri nereden başladı derseniz, bu işin büyük sorumlusu John Fowles ve Büyücü kitabı. Her tutunduğum dal aynı kahramanın tutundukları gibi sahte çıkmaya başladı.

Reklamlar