Etiketler

,

3-IMG_4308

Bazen öyle şeyler oluyor ki, canımın en sıkkın olduğu zamanlarda hiç beklemediğim yerlerden, hiç beklemediğim destekler geliyor. Bu ay içinde böyle durumlar çok oldu. Hayatım renklendi, umutsuzluklar yerini filizlere bıraktı, eh zaten bahar zamanı da yaklaştı. Ama yazı yazmaya başlama konusunda hiç tık yokken, gerçi şunu da unutmamak gerek, her an zihnimin bir köşesinde bir yerlere bir şeyler yazıyor ve rahatlıyorum, tek zararı kaydının tutulmuyor olması, üç beş zaman önce bir takım kıpırdanmalar oldu. Ha diyeceksiniz ki, aslında ben diyorum, kimsenin bir fikir belirttiği yok, söylediklerin çok mu önemli şeyler tarihe yazılsın.

Bilmem…

Biraz önce 14 Kasım 2014’te Girne’den yazmış olduğum yazıyı, Habbele’nin ısrarcı iki yorumuyla, neredesin, kendini kestin mi şeklinde, tekrar okudum. Ve o zaman gördüm ki, evet, yazdıklarım benim için önemliymiş, okumak hoşuma gitti, beni aldı o güne götürdü. Hatta yazı bitmiş ama yaşadıklarım devam etmiş bunu anladım. Otelde moron moron oturup kitap okurken Girne’deki arkadaşımın arayıp gelmesiyle, akşam uçağının kalkmasına kadar birlikte çok güzel bir gün geçirdik. Hatta döndükten sonra ‘ya en nihayetinde Girne o kadar da kötü-fena bir yer değilmiş’ dedim içimden. Kıssadan hisse, bu seferki destek de Habbele’den… neden yazmadığımı değil de, kendimi kesip kesmediğimi sorması beni çok güldürdü ve kendime getirdi. Belki garip, çünkü aradaki mantık silsilesini takip edip anlayamıyorum, zihnin işleyişini kim bilebilir, ama böyle…

Yine, yazı meselesine dönersem Girne sonrasında bugüne kadar, 23 Şubat 2015, parmaklarımdan zırnık harf çıkmamasını hayret ve esefle karşılıyorum. YUH! Bu son harf dizimi bana…

Halbuki, ne çok şey oldu. Arada derede Fransa’ya gittim. Bu sefer Aix-Les-Bains. Zeki Müren sergisi gelip geçti hayatımdan. Girne dönüşü Contemporary İstanbul’u son gününden yakaladım. Bir çok film ve kitabı saymıyorum, belki zamanı gelince… Sergiler, müzeler, arkadaş sohbetleri derken, bugüne geldim. Bu arada geçen Temmuz ayında Yoga’ya başlamıştım, her ne kadar düzenli yapamasam da hayatıma büyük renk kattı. Bu konu tek başına bir gönderi hak ettiği için daha fazla detaylandırmayacağım. Hatta biraz sonra evden çıkıp oraya gideceğim, sonra eve ancak gece yarısı dönerim, o yüzden az olsun, şimdi olsun diyerekten bilgisayarın başına oturup bu yılın ilk paragraflarını yazayım dedim. Belki sonra şevke gelir artık şu yalan olmuş roman projeme devam edebilirim. Parantez içinde Bümed’teki MG yazı atölyesine tekrar başladım. Eskisi gibi kişilikli Perşembe akşamları olmak yerine, şahsiyetsiz Cumartesi öğleden sonraları yapılıyor. Başta biraz endişeliydim, ama çok çabuk anladım ki, şahsiyet olayın kendinde değil, içini dolduran kişilerde… Her zamanki şömine başındaydık, grupta yeniler var, eskiler var, öyleki sanat, kültür, edebiyat hiç bıkmadan konuştuk. Çıkışta biraz kalabalıktı, Cumartesi olduğu için çocuk doğum günleri, vs gibi kalabalık etkinlikler oluyormuş, ortadan toz oldum.

Yukarıdaki fotoğraf Contemporary İstanbul’dan… O gün bu esere uzun süre baktım, hala da canım sıkılınca fotoğrafını açıp bakarım. Acele gezdiğimizden olacak, sanatçı isimlerini pek kaydedemedim. Büyük hata tabii… Şu sağ tarafta diğerlerinden ayrı oturup, dişlerini göstere göstere gülüp katılan var ya işte şu an onunla özdeşleşmiş durumdayım. Diğer ifadesiz ve ezik bakanlar ise içimdeki öteki benler. Buraya yazmadığım zaman bilinsin ki içimdeki kumandayı işte o anlamsızlar ele geçiriyor. Ben de kendimi aşağıdaki gibi hissediyorum. Aynı sergiden başka bir sanatçının eseri:

2-IMG_4283

Reklamlar