Etiketler

, , , , , ,

1-IMG_6910

Bu postcrossing işine bulaşalı tam beş ay olmuş. Bu arada bir çok kart kart geldi geçti. Ama bir türlü benim yolladığım kartlar yerine ulaşmıyor. Gerçi bugüne kadar 22 kart yollamışım sadece 1 tanesi zaman aşımına uğradı diğerleri 55 günde bile olsa yerlerine vardı. İlginç olanı bana gelenler hangi ülkeden yollanmış olursa olsun, yeryüzünde olmak kaydıyla, 1 hafta en fazla 10 gün içerisinde elimde. Aldığım kartların başka bir özelliğiyse çoğunun toplu bir şekilde gelmesi. Örneğin yukarıdakiler iki partide geldi. Sol üst köşedeki polaroid benzeri Kiki’den o sayılmaz ama öyle güzeldi ki aralara karışıvermiş. Geçen aylarda İspanya’ya gitmişti oradan yollamış. Sag üst köşedekiyse ta Japonya’dan geliyor, eski bozuk paralar. Arkasına da şöyle yazmış; İstanbul’u hiç görmeden şarkılardan tanıdım. 1978 yılında Japonya’da içinde İstanbul’a gitmenin hoşluğunu anlatan bir şarkı uzun müddet listelerden inmedi. Hatta bağlantısını da yollamış. Merak eden olursa diye paylaşıyorum, yaklaşık 56. saniyede falan İstanbul diyor.

Sağ alt köşedeki göl evi Finlandiya’dan… mesaj attım tam hayalimdeki ev dedim. Gerçekten de öyle. Finlandiya hayallerimi süslüyor. Bir iki Fin filmi de seyrettim bayıldım dedim. Saksıdaki çiçekler Alman emeklisi birinden, bahçesiyle ve çiçeklerle uğraşmayı seviyormuş. Siyah beyaz kartlar hoşuma gidiyor. Her biri hakkında bir sürü şey söylemek mümkün. Bir bakmışım saatler günler geçmiş, ben kartpostallara dalıp gitmişim. Bu arada kendi kartlarımı da çıkardım. Hani şu gittiğim ülkelerden aldıklarım ya da gezgin arkadaşlarımın gittikleri yerden yolladıkları. Gerçi son zamanlarda pek kart yollayanım kalmamıştı. Postcrossing tam zamanında geldi.

2-IMG_6911

Bu ikinci balya daha önce gelenler. Sağ alttan ikinci rus metrosunun haritası. Böyle harita biriktiren, hatta metro haritası biriktiren çok kişi var. Ortalara yakın siyah beyaz zebra ve mahkum kartına bayıldım. Eski reklam kartları çok hoş. Donna Tart’ın en iyi satan listelerine giren Saka Kuşu kitabına isim olan tablo yukarıda ortada. İşin güzeli profiline meraklarını giriyorsun ona göre özene bezene yolluyorlar. Hatta bazıları arkasına envai çeşit pullar, damgalar, çıkartmalar bile yapıştırıyor. Bu kadar hoş şeyler aldıktan sonra ben de yavaş yavaş yaratıcı fikirler geliştirmeye meyilli oldum. Henüz bir şey becerebilmiş sayılmam şimdilik sadece yüzde ikilik falan bir eğim söz konusu. Kart ve pul konusunda oldukça kısır ülkeyiz. Çocukluk günlerimi saymazsak.

3-IMG_6912

Aynı pozu bir de başka açıdan yakın plan çekmişim, nedense… Mesela bizde de Ara Güler’in eski İstanbul fotoğraflarından kartpostal yapsalar ne iyi olurdu. Tüm bulabildiklerim kalitesi bozuk ama yine de aldığım eski kartpostalların remake’leri. Yeniden çekimleri. Onlara da şükür. Yalnız şimdilerde farklı kartlar var design olarak düşünülmüş 2tl ila 4tl arasına satılıyor ama kalın kartondan, kenarları yuvarlak, bu türden yaratıcılıklara bir diyeceğim yok ama sıradan, adi ve fakat kaliteli kartpostal niye yok biraz canım sıkılıyor. Neyseki müzeler artık uyandı, yaptıkları sergilerin kartlarını basıyorlar gerçi onlar da eşek kadar fiyata satılıyor, bazen kendime almaya bile kıyamıyorum. Söylenme havasına kaydığımı fark ederek durdum. Hava bugün çok güzel şakır şakır yağmur yağıyor, sokağı sel aldı. Keyfim yerinde. Birazdan dışarı çıkacağım.

Boğaziçi Üniversitesinde Şeyh Bedreddin üzerine bir belgesel gösterimi ve ardından konferans söyleşi vardı ama bu havada pek gidesim gelmedi, Mühürdar sokaklarında fing atmak daha cazip seminerler güneşli günlere kalsın. Öyle keyifliyim ki yerimde duramıyorum, yazayım sakinleşeyim dedim.

4-IMG_6913

Postcrossing’de bir de Swap diye bir şey var. Eğer yapmak istiyorsan kutucuğa işaret koyuyorsun. Önce hayır demiştim, sonra Çekirdek evetlemiş, bu arada geçen geldiğinde onu da bu işe soktum, yavaş yavaş tüm aile soyunuyoruz, baktım fena bir şey değil, seçeneğimi değiştirdim. Artık swaplaşma potansiyeli taşıyıcısıyım.

Postcrossing eskinin mektup arkadaşlığından kat be kat daha iyi, tam ayran gönüllüler için bir aktivite. Kimseyle uzun süreli ilişkiye girme derdin yok. Bir postalık ilişkiler diyarı… Monogam olmana gerek yok hatta tercih sebebi değil, Swap’larda bile. Görüldüğü üzere insanoğlu bu, çeşitleme ihtiyacını bir yerden kısarsan başka yerden patlak verir.

Yukarıdaki fotoğraf bana ilk swap teklif eden bir Çek’ten geldi. Çıkma teklif eder gibi çok güldüm şu an… İstanbul’a hayranım benimle tek postalık ilişkiye girer misin? Hemen atladım neden olmasın pat adresimi gönderdim hadi sen de gönder yapalım şu işi. Bir kaç saat sonra adresiyle ben sana bir zarf hazırlıyorum mesajı geldi. Önce pek üstünde durmadım. Sonra, bari ben de iki tane kart yollayayım madem zarflı yollayacak dedim, aslında hafif de hüzünlendim. Çünkü zarf biriktirmiyorum, pullara karşı aşırı bir dadantım yok. Bu dadantı kelimesini geçenlerde Melani Klein’ın Siz Deli misiniz? kitabını okurken çevirmen Yılmaz Öner kullanmış, oradan arakladım. Tahmin edildiği üzere bir şeylere dadanmaktan geliyor. TDK’da yok. O yüzden yanına parantez içinde (obsession) eklemiş, yani saplantı. Ne diyordum pullara karşı aşırı bir dadantım yok, her ne kadar gençliğimde babamın zoruyla ya da heveslendirmesiyle pul koleksiyonuna başlamış olsam da üniversiteye girdiğimin ilk yılında babamı kaybedince tüm defterlerimi bir arkadaşımın o aralar gezip tozduğu bir oğlana hediye ettim. Gün gibi hatırlarım. Bir yaz günüydü. Tarabya otelinden çıkmış Beşiktaş yönüne doğru yürüyorduk, rüzgar saçlarımızı dalgalandırıyordu, plajın önünden geçerken bir anda aydınlanmış gibi kız arkadaşımın üzerinden doğru çocuğa eğildim pul koleksiyonum var sana hediye edicem, unutturma dedim. Daha sonra bir daha gördüm mü görmedim mi onu da hatırlamıyorum, büyük ihtimal defterleri de kız arkadaşımla yollamışımdır, hani sözünde durmadı olmasın diye, halbuki durmasam ne olurdu, zaten bir kaç gün içinde arkadaşımla da araları bozuldu. Uzun seneler düşünüp durdum leyn ben bunu niye yaptım diye. Şimdi diyorum ki babamın erken ölmesine öfkelenmişim demek… Al bakalım bırakır mısın kızını ortada gör bak pullara ne yapıyorum. Şimdilerde artık büyüdüğümü bu türden davranışlarda bulunmadığımı düşünüyorum, umarım öyledir. Bu lafın lafı açma meyli de canımı sıktı. Bir şey anlatıcaz burada bitmez oldu. Hüzünlendim diyordum, pullu zarf biriktirmem ama pullu kartpostal hoşuma gider.

Bir on gün sonra zarf geldi. Aman aman, o ne zarftır! Kendi yolladığım iki kıytırık kartpostalı düşününce öyle ezik hissettim ki, bir yandan da acayip sevindirik oldum, yolda para bulmuşçasına… İçine tahtadan kalp bile koymuş, iki adet çikolata para, birden fazla kart, ıvır zıvır dore yıldızlar, süsler, kelebekler vs… Kesin bunlardan bir kolajlama hatıra defteri yapacağım. İyi aklıma geldi birazdan Kadıköy’e indiğimde defterlere de bakayım. Zaten defter demesinler tüm dünyada ne kadar varsa hepsini alasım var. Sahiplenmeyi en çok istediğim şeyler listesi yaparsak en başta gelenler; kartpostal, bağzı kalemler, özellikle kurşun kalemler, defterler, kitaplar, kağıttan old style figürinler, bir ara gösteririm fazla yok elimde, olanlar da kimbilir hangi cehennemin dibindedir, kitap ayraçları…

Bana gelen kartpostalları bir de toplu halde göstereyim dedim. Düşmanımın başına gelsin, böyle postcrossing gelsin, dilerim. Benden bu kadar. Kadıköy’e inmişken postaneye de uğrayacağım.

Reklamlar