Etiketler

, , , ,

mada tana oto.jpg

Madagaskar’da son gün

Dün gece öyle bir gaza geldim ki yazmaya başladım. Tabii uzun zaman ara verince, üstüne Digitürk’te bond filmleri sezonu da denk gelince ne kadar çabalarsam çabalayayım yarıda kaldı. Biraz önce okudum, zaten pek matah şeyler yumurtlamıyormuşum. Hiç birini silmedim, aşağı satırlarda duruyor. Bond filmlerini gözümü ayırmadan seyrediyorum sanılmasın, zamanında hepsini birer ikişer seyretmiştim, ama öyle seyreden C.İ. Haliyle ben de oraya takılıp kalıyorum. Eskileri bir komedi, gerçi yenileri de öyleymiş. İlk seyredişte biraz da havasına girdiğimden olsa gerek öyküsü içinde yuvarlanıp gitmişim. Şu sonraki seyredişler başka minik detaylara odaklanmamı sağladı. Ne kadar faydalı bir şey peki ? İnanın bilmiyorum, ara sıra ruhuma iyi geliyor, onu biliyorum. Ayrıca bir haftadır extra uzman Bondolog Umberto Eco’yu da anmadan geçemiyorum. Eco gibi bilgisine hayran kalıp aşkınlığını takdir ettiğim birinin bu türden kolaylıkla popüler zırvalık değerlendirilebilecek şeylerin müptelası olması içimi rahatlatıyor bazen de aşırı ciddi takılan insanlara ne diyonuz leyn diyesim geliyor. Bu ikincisini kendi ruh ve fiziki sağlığım açısından pek yapmam ama madem bu sabah iç dökesim oldu, bu da itiraflar hanesine kaydolsun.

Bu aralar işlerim başımdan aşkın, öyle olunca haliyle her yere yazasım var, vakit yok ya… Her yere yazamasam da buraya tekrardan günü birlik ziyaretler yapmayı hedefliyorum. En azından doğru düzgün, öznesi yüklemi olması gereken yerde cümleler yapma becerim artar. Üstelik yazmak beyinde omega 3 etkisi yapıyor. Tecrübeyle sabit. Balık yağı içmeye son.

Maddesel gideyim bari:

  1. Bloga yazmak yeni yıl kararıydı, hayat felsefesi ‘çalışma arzusu gelince oturup geçmesini bekliyorum’ olan biri için başlama tarihi ocak ayının yirmi altısı olmuş pek geç sayılmaz. Bugünden sonra birincil işim bu olacak, önem ve öncelik sırasına uymaya çalışıyorum
  2. Yine kitap çevirisi aldım. Daha doğrusu bir önceki üçlemeydi, ilkini çevirdikten sonra diğer ikisini bırakmayı kendime yediremedim mi desem, gönlüm razı gelmedi mi desem, çok karışık duygular içerisindeyim, ara sıra şöyle düşünüyorum; yine başını belalara sokmaktan kendini alamadın, Qune.
  3. Diş tedavisi. En can sıkıcı madde. Bir çok dolgum, dahası sağlamların hepsi dolgulu, geçen yüzyılın amalgamlarıyla duruyor, hepsi değişecek, bir kısmı kenardan köşeden kırılmış belki dolgu bile olamayacak. Öndeki, kendi olmayıp mekanı baki kalan sanal bir tanesine, uygun ve geçer görüş alırsa implant yapılacak. 2 adet uzun köprü yenilenecek. Bir ön dişin kılıfını geçen karda Çekirdek’le sinemaya gider ayak eldiven ısırıp selfi çekme sevdasına yere düşürdüm, aradık aradık bulamadık. Baktık filmi kaçıracağız aramayı kesip yola devam ettik. Yukarıdaki işlere ilaveten bir de kılıf yapılacak, ki aslında sonlanmak üzere ama diğerleri peş peşe hallolmayı bekliyor. Dolar ve Euro durmadan artıyor, benimle yarış ediyorlarmış gibi geliyor, çok canım sıkılıyor. Eldivenle dişin düşmesi ne alaka diyenler için açıklama ve fotoğraf: selfiyi bitirip iphone’u cebime koyduktan sonra mor eldiveni, ki deridir dikkate sunar, tutuş gücünün üstün olduğunu belirtirim, ağzımdan çektiğimde dişimin canım porselen kaplaması da bir metre öteye fırladı. Kıssadan hisse görmemişin karı olmuş meselesi şu aşağıda gördüğünüz karı ve anı belgelemek 650 tl’ye patladı. İndirimli fiyatmış. İndirimsizini düşünemiyorum bile.

    img_0395

    Eldivenli Çekirdek’li selfie

  4.  Yıl sonuna kadar öyküleri düzene koyup dosya yapmak, romanı bitiremem ama en azından iyice çalışıp eksiğini gediğini çıkarıp bir kaç ay içinde yazılıp bitirilecek hale getirmek. Gerekli okumaların hepsini yapamayabilirim ama en elzemlerini halletmek. Bu arada en zor geleni hangi okumaların en elzem olduğu… Kararsızlıktan, hayır bazen çok canım sıkıldığında hani ölsem mi daha iyi ölmesem mi karar veremediğim için yaşamaya devam ettiğimi hissederim. Neyse ki o anlar nadir anlar. Anlaşılan bu kalem biraz gözümde büyüyor.
  5. Fotoğrafları bir düzene koymak bu sene içinde yavaş yavaş yaparak bitirmek. Hali hazırda nuh nebiden kalma 7 makara fotoğrafı bastırdım bile… Bu kalemin içinde eski fotoğrafların negatiflerini digital ortama aktarmak da var. Sirkeci’deki bir dükkandan teklif aldım bile ama oldukça pahalıya patlayacak gibi duruyor, dişlerle birlikte nasıl gider bilmiyorum. Rakamsal paylaşım yaparsam toplamda 100.000’in üzerinde fotoğraf var.
  6. Evi bir düzene sokmak, sadeleşmek minimum ile yaşamak. Bunu epeydir düşünüyordum harekete geçemiyordum. Ekim sonu eski evden çıkmak zorunda kalınca üzerimize yıkmaya başladılar, geçeceğimiz ev henüz boşalıp boyası badanası yapılmadığından, on beş gün kadar o şekilde mecburen oturduk, biraz bahsetmiştim. Kıssadan hisse yeni inşaatlar küçücük, biz yine becerdik depreme dayanıklı raporlu yakın gelecekte yıkılma potansiyelini barındırmayan aynı mahallede, mahalle değiştirmek en korktuğum şeydi, 25 senelik eski bir bina bulduk ve geçtik ama küçülmenin gerekliliğini anlamak için taşınmayı birebir yaşamak gerekliymiş. Nitekim sadeleşmeyi önceden yapıp yeni eve minimal geçmeyi çok istedim ama beceremedim, ay o şundan hatıra, ay bunu ben bilmem nereden almıştım, ay o Kiki’nin küçüklüğü, benim gençliğim, çocukluğum vs… derken eşyaları neredeyse olduğu gibi yığma usülü yeni eve attıktan sonra Madagaskar için uçağa yetiştik desem yeridir. Kapıyı çekmeden perdeleri zor astık. Öyle sıkışık bir zamana denk geldi. Ama dönüşümden bu yana hiç yılmadan canla başla sadeleşme strateji ve tatbikatlarına devam ediyorum. Mesela dün, Caddebostan Cafe Nero ofise giderken bir torba kitap götürüp üst kata bıraktım. Bu işi biraz daha sıklıkla yapacağım. Geçen haftalarda Kiki’nin artık kullanmadığı üç büyük torba çeşitli kağıtlarını, yazı, resim kağıtları, elişi kağıtları, sanatsal kağıtlarını falan hepsini yakındaki sağırlar okuluna bağışladım, acayip sevindiler bilsem bu kadar sevinip teşekkür edeceklerini arada sırada satın da alır götürürdüm aklınızda olsun, boyalarını kalemlerini de isterlermiş kullanılmış bile olsa eğer yazıyorlarsa ki yazıyorlar ilk fırsatta onları da götüreceğim. Gardırop namına bir şeyim kalmadı. Pek almak niyetinde de değilim. Yıkayıp yıkayıp giyiyorum. Artık hep aynı şeyleri giyiyor olacağım, üçüncü şahıslara duyurulur. Asıl söylemek istediğim bu kararı uygulamama neden olan taşınma falan değil Madagaskar gezimiz oldu. Az ve özün hayatta kalıp mutlu olmaya, yaşamdan keyif almaya yeterli olduğunu bire bir kendi gözlerimle gördüm, deneyimledim, mutlu oldum. Umarım detaylı anlatırım. Adada 21 cennetvari gün geçirdik. Gittiğim yerden dönmek ilk defa zor geldi.
  7. Gmail’imdeki hiç durmadan 3’er 5’er bölünerek üreyen ve şu anda tam 13.947 adet okunmamış mail bildiren posta kutumdakileri 20.000’e ulaşmadan temizlemek.

Daha da madde yazmak isterim ama liste bu haliyle bile biraz cesur oldu. Gidişata göre ilk 6 ayın sonunda previzyon ister. O previzyon ne yönde olur, bütün tahminler aşağı dese de sene başından kötücül hislerle dolmak istemediğimden previzyonun previzyonu gibi konulara dalmak istemiyorum.

Dün gece bir gözüm Bond’dayken sabukladıklarım:

Picasa diye bir yazılım vardı internetten bedava indirilirdi, fotoğraflarımı onunla tasnif ederdim, çeşitli etkileri bir tıklamayla elde ederdim, mesela fotoğrafı çizim haline getirirdi ya da infrarouge etkisi yapardı, en çok kullandığım özelliğiyse bloga koymak için seçtiklerimin sağ alt köşesine ismimi otomatikten yazardı, çeşitli fotoğrafları keser yapıştırır birbirine ekler şablonlu, şablonsuz kolajlar yapardı. Kullanımı çok basitti. Teknoloji özürlüler için birebirdi. Gel zaman git zaman kullandım sonra geçenlerde bir gün bloga yazı yazacağım tuttu, baktım o yazılımın yerinde yeller ese… Google + lüzumsuz bulmuş, tedavülden kaldırmış. Ben de kendisini çok lüzumsuz buluyor ve hiç elimi sürmüyorum. O gün bugündür Picasa ortadan kaybolalı beri buraya bir türlü yazamıyorum. Çünkü hem fotoğraflara otomatik imza atacak hem de biraz önce saydığım tüm işleri yapacak, kullanımı kolay başka bir program bulamadım.

Yukarıdaki fotoğraf, herkesin Photoshop ayarında tavsiye ettiği Pixelmator ile yapıldı, belki iyi bir şeydir bilemem şu an bildiğim tek şey istediklerimi yapabilmem için bir ton zaman harcayıp zorlu bir eğitimden geçmem şart. Vakit olmayınca bir şekilde kotarırım şeklinde ilk denememi yukarıda yaptım. Sağ alt köşeye imza niyetine bir şeyler yazabildim ama bundan sonra her export edeceğim fotoğrafa aynısını koy komutunu veremedim, öyle bir emri tanımaz görünüyor ki bu durum beni oldukça üzdü sonra sinirlendirdi. Hadi diyelim bu o kadar önemli değil. Bir kere alıştım mı hepsine aynı imzayı elimle yapabilirim. Vakit kaybı ama… İkinci ve asıl önemli mesele; yukarıdaki arabanın alt tarafından yarı şöför kapısına yarı arka kapıya gelen bir parçayı  yanlışlıkla kopardım ve sonra yerine takamadım, ön kaportanın üzerine yapıştırmak zorunda kaldım. Bilginize.

Reklamlar