Etiketler

, , , , , , ,

karaköy sokak.jpg

Sabah erkenden uyandım uyanmasına ama ayılması zaman alıyor, hala da tam sayılmaz, henüz kahve olmadı. Bu kafayla fotoğraf seçmek zul geldi, 2015’in lalettayin bir günü yeni konsept Karaköy sokaklarında çektiğim bu kareyi kabullendim. Niyetim başka şeyler anlatmak.

Buralara yazmayalı hayatımda önemli değişiklikler oldu.

1- 10 senedir oturduğumuz apartman başımıza yıkıldı, değiştirmek zorunda kaldık. Yeni taşındığımız yer eskisine 2 dk mesafe, istediğim gibi eski, 25 senelik, yeni yapıtlar, apartman demeye dilim varmıyor her biri sanat şaheseri maşallah ama içlerinde keşke yapanlar otursa diyorum, neyse uzun aramalar sonucu bulduğumuz, alıştığım yeni mekanımızı geçenlerde ev sahibi satmaya yelteniyor gibisinden bir hissiyata sahip oldum, halbuki bize vazgeçtim demişti,  azıcık canım sıkkın yani.

2- Ağırlığımda meydana gelen yaklaşık 25 kiloluk indirim. 80’i görüp hafif ötesine geçmiş iken şimdi 55-56 arası geziniyorum. Çok oturgan olduğum zamanlar 56, gezginkene 55 civarı. Rejim değil, beslenme biçimini değiştirdim, rahat ettim. Biraz da böyle takılayım. Sonrasına bakarız. 2015 yılının 15 Mart günü başlamıştım. Yazdığım iyi oldu, unutacağım diye aklım çıkıyordu.

3- Kiki en nihayetinde Orman Mühendisi olmaya karar verdi. İki sene yoğun matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi temel dersler gördükten sonra iki sene de bitkiler üzerine incelemeler yaptı, Darwinvari şemalar çizdi, notlar aldı. Bu arada peynir yapmayı bile öğrendi, bir müddet organik çiftlikte kaldı. Yetiştirdi, pazarda satışını yaptı. Anlaşılacağı oldukça çok çalıştı. Hatta geçen sene kampüse ziyarete gittiğimde ders defteri elime geçti, nadide notlarını alıp saklamak istedim ama vermedi sınavlar için lazımmış. Aşağıdaki fotoğraflarla yetinmek zorunda kaldım. Söz aldım, mezun olunca atmayacak, çerçeveletip saklayacağım. Devir değişiyor tabii, biz zamanında bu şekil not tutmazdık. Şimdi üniversitede not tutmanın raconu bu mudur, inanın bilmiyorum. Her renk farklı bir derse tekabül ediyor. Yaban ellerde okumak zormuş, öyle her ders için bir defter alamazmış, tanesi kaç paraymış haberim varmıymış, ayrıca o kadar yük taşıyamazmış, zamanında ağır okul çantasını mecburen taşımışmış, onu rahat bırakayımmış…

img_3004img_3005img_3006img_3007

Kıssadan hisse dört zorlu yüksek öğretim yılı sonunda okul, öğrencilerinin seçecekleri bölüme net karar verebilmeleri için bir sene boyunca gidip sağda solda staj yapmalarını önerince Kiki bu sürenin 6 ayını Madagaskar’daki Mangrove ormanlarında geçirmeyi seçti. Diğer 6 ay başka bir ülkede olacak, seneye okula geri dönüp eğer hoşuna gittiyse Tropik Orman bölümünü seçecek, tezini yazacak, mezun olacak, mühendis çıkacak. Tüm bu anlattıklarımdan, mezuniyet sonrası tropik orman neredeyse oraya gidecek gibi bir doğal sonuç çıkıyor. Şu an düşünmek istemiyorum. Neden orman derseniz aklıma gelen hiç bir şey yok. Son ana kadar oyuncu, artist, ressam falan olacak sanıyorduk, lise sonda hiç unutmam şubat ayıydı, fikir değiştirdim bilim okuyacam diyene kadar. Tek düşündüğüm C.İ.’nin yüzünden olduğu… Beni ele alırsak büyük şehirde doğdum, büyüdüm, öyle köyde yazlık falan da yoktu, tüm yaptığımız sıcakta sokak kenarından itişe kakışa boğazın sularına atlamaktı, babam kenarda balık tutardı, akşama onları yerdik. Bu arada annem neredeydi hiç bilmiyorum, büyük ihtimal kaldırıma havlu yaymış kemiklerini ısıtmakla meşguldü, kışa hazırlık. Evlenene kadar tek tanıdığım hayvanlar balıklar oldu, marmara denizinin midyeleri, karidesleri, yengeçleri, deniz kestaneleri…  Ha bir de kahverengi kalorifer böcekleri, o zamanlar Amerika’dan ithal edildiği söylenir, amerikalılara diş bilenirdi, kurtulmak için akla karayı seçtik ama soyunu tüketmeyi başardık sanıyorum, en azından İstanbul’da… C.İ. hem köy hem şehir çocuğu, anlamı; doğayla iç içe yaşamayı bilir, sever, yemeğini taştan çıkarır, ateş yakar pişirir, odundan evimizi, mobilyalarımızı yapar falan… Kiki bana kalsaydı kesin artist, filmci, senaryocu, oyuncu, operacı, piyanist ve daha nicelerinden olurdu, hadi yeteneksiz çıktı diyelim o zaman da müze müdürü olurdu. Doğduğundan bu yana dağ taş orman gezince haliyle durum bu oldu, şimdi şikayet edecek halimiz yok. Yine de ara sıra ben bu çocuğu yeterince müzeye götürmemişim diye acındığım olur.

İşte bizim Madagaskar gezisi de bu şekilde planlanmış oldu. Yoksa uzaktan sanıldığı gibi, bir kaç arkadaşımın söylemesiyle farkına vardım, öyle çok egzotik bir aile falan değiliz, ha kız öyle çıkmış olabilir ama biz gayet klasik hatta gezi konusunda oldukça tutucu hep aynı yerlere giden insanlarız. Her bayram tatilinde bu sefer değişiklik olsun başka bir yere gidelim diye yola çıkıp o trafikte bir kaç saat dolandıktan sonra yine Çengelköy Çınar altı çay bahçesine check-in yapan, tüm günü orada oturup birinci boğaz köprüsüne bakarak geçiren kişileriz.

Madagaskar hayatımda büyük değişikliklere yol açtı. İlk defa gittiğim yerden bu kadar etkilenerek döndüm ve bu göreceli uzun sürdü, ki genelde daha uçağa binmeden İstanbul burnumda tütmeye başlar, yine de Türkiye iz silmekte her şeyin üstesinden geliyor, o kesin. Geleli 2 ay oldu, muhteşem 21 günü hiç yaşamamış gibiyim. Bari günlüğe hatırladıkladıklarımı not edeyim dedim.

Uzun zaman ara verince yazmak zor oldu. Umuyorum bisiklete binmek gibidir, onu da bilmiyorum gerçi ama tabirini kullanmayı seviyorum, duruşuma belirli bir hava katıyor.

Reklamlar