Etiketler

, , , , , , ,

fullsizeoutput_6bf6

Sakın susturmayın, sürüp gitsin bu rüya, uyandırmayın.

Başlık ve alt başlıktan sonra kısa bir açıklama geçeyim, oldukça maddesel halimdeyim. Esnek, kıvrak yumuşak doku kalmadı, adeta cisimleştim. Bir ayı geçti koltukta oturuyorum, şu anda olduğu gibi. İç organlarımın, özellikle de bağırsaklarımın köşelendiğini hissediyorum. Tabii ister istemez bu katılık yazıma da yansıdı, öyle giriş gelişme sonuç, ara nağmelerde uyumlu geçişlerden hoşlanan türdenseniz şu an vakit varken okumayı durdurun. İsterseniz daha harika başka bloglar tavsiye edebilirim.

1- Bu aralar bizim eski Yeliz’in eski şarkılarına taktım. Varsın çalsın bütün sazlar bugünün talihlisi. Geçenlerde sensiz hayat nedir ki boş bir viraneyle meyhaneler yetmiyordu, gerçi şimdi meyhaneye verecek para da kalmadı, evde ispirto zamanları çok yakında, aman aman deyip Madagaskar’dan getirdiğimiz doğal, organik zencefilli şeker kamışlı romları idareli kullanıyoruz. Hatta bir tanesini acil durumda camı kırıp içiniz dolabına kilitledim.

2- Bu içki muhabbetinden sonra geçen ay falandı gözümü para bürüdü, acayip hırs yaptım, teklif edilen 700 küsur sayfalık bir kitabın redaksiyonunu yapmayı kabul ettim. Hem de 1 aya yetiştiririm dedim. Ne manyaklık? Hırs, para, aşk, nefret, intikam bunlar kötü şeyler… Hep dedim hala diyorum… Zaten elimde sürünen çoktan bitirmiş olup teslim etmem gereken bir kitap varken ne diye kabul edersin be Qune? Şu geçtiğimiz 33 günü, biraz manidar oldu ama vallahi billahi gerçek asal asil sayı, içerideki karanlık ofisimin duvarına çentik atarak saydım, 7/24 günde 15 saat çalışarak bitirdim. Her sabah 10 sayfa çeviri 30 sayfa redaksiyon. İstisnasız, whatsapp’sız, dizisiz, filmsiz, kitapsız. Hadi kitabı saymayalım elimde iki değişik kitap vardı, tepe tepe kullandım, okudum, ama yine de insanoğlu memnuniyetsiz kütüphanede nuh nebiden kalma okumadığım, elime bile almadığım ne kadar tozlu, hatta bir zamanlar bizim köpeğin kemirdiği kitap varsa onları okumak geçti içimden. Geçen cuma redaksiyonu bitirdim, geriye kitabın 1 günlük işi kaldı. Onu da yarın yapıp hayırlısıyla teslimatı gerçekleştireceğim. Teslimat saati için kargo şirketlerimizden feyz aldım, gün içinde gerçekleşecek hanımefendi. Eh günler uzadı, bilemedim şimdi. Güneş git desen de gitmiyor.

3- Güneş deyince aklıma geldi, geçenlerde çok sıkıldım, iki satır eğleneyim dedim Piaget’nin Dost Yayınlarından çıkmış Çocuğun Gözüyle Dünya’sını açtım okudum. 9-10 yaşındaki bir velete sormuşlar, soruyu unuttum ama cevap şu: Güneş olmayınca dünyamızı bulutlar aydınlatır. Sonra 7,5 yaşında falan bir kıza sormuşlar çakıl taşı yere düşerse hisseder mi, evet, neden, çünkü kırılır, peki masa bir şey hisseder mi, hayır, kırılsa hisseder mi, evet, peki eve doğru esen rüzgar hisseder mi bunu, evet, neden, çünkü rahatsız olur, geçemez, daha ileri gidemez. Peki bana hissetmeyen bir şey söyle, cevap yok, duvar sence hisseder mi, hayır, neden, çünkü yürüyemezler, yıkılsalar hissederler mi peki, evet, duvar bir evin içinde olduğunu bilir mi, hayır, yüksek olduğunu bilir mi, evet, neden, çünkü yüksektedir, yüksekte olduğunu bilir. Çocuk dediğin neşe kaynağı işte kanıtı. Kitabı ilk fırsatta baştan sona okuyacağım. Vakti zamanında en az 6 sene önce bir Tüyap kitap fuarından almıştım. Pişman değilim.

4- Çeviri derken, son çevirdiğim kitap Kaleb artık piyasada, Pegasus Yayınlarından çıktı, alın okuyun diyorum, Goodreads bağlantısı bir satır aşağıda, hakkında bir iki kelime yazmıştım: Kaleb 1. Batılıların young adult tabir ettikleri cinsten. Yazarın fransızlığına bakmayın, bu türün ilahları genelde amerikalılar bilinir ama vallaha ben beğendim, kendim çevirdim diye söylemiyorum, yoksa bugüne kadar oho ne çok çevirdim. İki elin parmaklarını geçmez aslen ama benim için çok hatta astronomik. Okuyun ama çeviri hatası falan bulursanız, ya da beğenmezseniz, ya da anlamazsanız falan takılmayın, sakın bana yazmayın, hiç konuşmam, arkadaşlıktan siler atarım, sonra bir de çeviri hatası bulanın başına 2 ayda teslim etmek üzere 1000 sayfalık çeviri işi gelsin diye beddua ederim, hatta  özel mesaj yazanlara hayatın başkalarının hatalarını bulup düzeltmekle geçer inşallah derim, haberiniz olsun. Sahiden şimdi yazınca bir an başıma gelirse diye düşündüm de, ne kötü bir beddua oldu o ikincisi öyle, nasıl geçer o hayat, insana zaten kendi hatası yeter bir de beddua icabı başkalarınınkine odaklanıp düzeltmekle uğraşmak, herşeye kadirler üzerine alınmasın tabii ben buradan tüyü yolunmuş fanilerden bahsediyorum.

5- Çeviri maddesinden bir türlü uzaklaşamıyorum, ikinci bir keşfim oldu, hatta twitter’a da yazdım, yanımda çekirdek olmadan, çiğdem olur, kabak olur fark etmez yeter ki dişleri ve dili oyalayan bir şey olsun, ne çeviri ne redaksiyon yapabiliyorum. Tam da ne güzel 25 kilo verdim, nasıl verdim falan gibi blog yazıları döşenip ele güne hava atmayı tasarlıyordum, 8’ini geri aldım. Bu arada bağzı arkadaşlarım, yakından görenler, yakından takip edenler, ay yüzüne sağlık geldi, ay böyle daha iyi oldu, ay sen meğerse açlıktan ölme sınırındaymışsın falan diyorsunuz, pek bozuluyorum haberiniz olsun. Hiç de iyi falan olmadı.

6- Sondan bir evvelki madde, yok yok iki evvelki… Yarın sabah Belgrad, Budapeşte bir gidip gelicem, sekiz gün yokum. Budapeşte’de iyi hamamlar varmış, bizim burada sular kesik, termosifon çalışmıyor vs… kese attırıcam o arada. Çekirdek 3 günlük Avrupa Cimnastik Şampiyonasına kompile kombine, neyle kombine bilmiyorum sürpriz olacak ama kız kardeş Budapeşte Operasındaki Kuğu Gölü balesiyle kombine yapmış,  biletler almış nostalji takılacağız, bizim zamanımızda televizyon pazar günleri paso spor yarışmaları verirdi. Nadia Komeniçi, Olga Korbut’larla büyüdük biz.

7- Demin çekirdek almaya çıktım, o arada sıkılmayayım diye şarkı dinliyordum. Jim Morrison’ın The End başladı, This is the end, artık neyin sonuysa her şey mübah sanırım o sonda çünkü diyor ki, Father, Yes son, I want to kill you… neyse buraya kadar bir enteresanlığı yok bir müddet sonra Mother, diyor, Yes son var mı yok mu hatırlamıyorum sanırım yok onun yerine I want to…. diye başlıyor ama o ara bir müzik karambolü yaşanıyor, laralop loralayl falan anlaşılmayan bir şeyler gelip geçiyor kulaktan ve hop konu değişiyor, çok merak ettim acaba annesine ne diyecekti? Dünün hürmetine annesini öpmek istiyor herhalde diye düşündüm. Yanlış mıyım, siz söyleyin, yanlışsam yanlış deyin. Ama bir evvelki maddede sıraladığım bedduaları unutmayın. Konuşmak serbest. Sadece hatırlayın o kadar. Neyse derken Janis Joplin’in Mercedes Benz’ine atladı itunes, hop orada da Oh lord! Won’t you buy me a color tv’ye takıldım, ya zaman değişti artık bu güzel şarkıları neden güncellemezler artık bir PS5 isterim ben diye düşündüm 2018 model.

8- Oyun demişken geçenlerde The Witness diye bir oyun keşfettim. Fotosunu birazdan ekliyorum, göreniniz bileniniz oynayananız varsa allah rızası için aşağıya bir yorum yazın iyi mi kötü mü durum tespit nedir, bilelim. Çünkü pek aklım kaldı, öyle fazla oyuncu değilimdir gerçi bir taktım mı sıkı takarım, ederi 144 tl kadar, para ödemeden bilenlerinizden birazcık görüş alsam süper olur. Yalnız ne olursa olsun oynarım abi, denizden babam çıksa oynarım tipindeyseniz belirtin, hatta kendi siteniz varsa falan onu da belirtin de yorumlarınızı çok ciddiye almayayım, yok eğer alırsam ve pişman olursam o zaman da o belirttiğiniz siteye günde yedi posta yorum yapar taciz ederim kabusunuz olurum haberiniz olsun. Ona göre tavsiye verin.

fullsizeoutput_6bf5

 

Reklamlar