Etiketler

, , , , , , , ,

fullsizeoutput_a8b3.jpeg

Instagram story’lerini seyretmeye bayılıyorum, bu sıralar fotoğraflardan ziyade onlara dadandım. Bazı story’lerde bulunan swipe up yap hikayenin tamamını öğren şıklığıysa daha fazla ilgimi çekiyor. Çekiyor da… parmağımı yukarı kaydırıp tamamına erişiyor muyum? Orası muamma… biraz ender ama böyle bir olasılığın önüme gelmesi hareketini demin yazdığım gibi çok şık buluyorum. Açıkçası imreniyorum. Geçenlerde zihnimde gerekli fasılalarla, durmaksızın vur kaç tatbikatı yapan ‘bu iş nasıl yapılıyor yaaa’ sorusu yüzyıllık tembelliğimden sıyırınca Google’da araştırma yaptım, dakikasına bu hayran olunası özelliğin sadece ve sadece  takipçisi on bini aşanlara tanınan bir ayrıcalık olduğunu öğrendim. İlk iş aklıma sahte takipçi vaadi yapanlar geldi. Normal olarak. Sonra egonun baskın sesi ‘bir dur ya’ duyuldu. Duruş o duruş. Şu an bekleme odasındayım. O arada bloga yazayım dedim, elbette şu an bu kararımın üzerinden bir on, oniki gün geçmiş durumda. Detaylar beynimin, harekete geçme dürtümü algılama becerisi ve çabukluğu açısından önemli. Bu yüzden sıralıyorum.

Haksız mıyım? Büyük resimde bir nane yok, hiç bir zaman da olmadı, doğuyorsun, ölüyorsun, aha bu kadar, yaşam detaylarda gizli. Detaycı romanları okumayı da sanırım bu düşüncem yüzünden seviyorum. Mesela, Monokl Yayınlarında türkçesi çıkan Helen Macdonald’ın kaleme aldığı Atmacanın A’sı da işte böyle bir kitap. Hem yaşanmış bir hikaye, hem de edebi şekilde düzenlenmiş, neredeyse gün be gün aniden kaybettiği babasının yasını, eğitmekte olduğu Atmacayı, aslen Çakır kuşu tabir edilen aynı aileden bir kuş, İngiliz geleneklerini ve yazdığı The Goshawk kitabı üzerinden ingiliz yazar T.H.White’ın neredeyse hayat hikayesini anlatıyor. White kim derseniz, ben demiştim. Türkçesi bulunmayan Taşa Saplanan Kılıç ve Merlin’in Kitabı ile Kral Arthur, Yuvarlak Masa Şövalyeleri, Merlin Büyücü ve Kamelot efsanelerini 20. yüzyılda üne kavuşturan kişi. Dün kitabı kapattıktan sonra White’ın şu üç eserini de alıp okuyayım diye hemen internete sarıldım, maalesef yok. İngilizcelerine yatırım yapmak şu anlık işime gelmedi. Beklemeye daha sıcak baktım. Son zamanlarda okuduğum en iyiler arasında. Doğanın kaçınılmaz vahşiliği birinci planda. Okurken çok imrendim. Son sayfalarda oturduğum yerde hatta kudurdum, kadere lanet okudum. Helen Macdonald bilim tarihi ve felsefesi alanında akademisyen. Kuşlara ve Edebiyata özel ilgisi var.

fullsizeoutput_a8b7

Hazır sırası gelmişken 2015’te Everglades parkını gezerken gördüğümüz güzelliklerden ekleyeyim dedim. Bu kareyi Çekirdek kendi zumlu makinesiyle çektiği için hakkını yememek adına, yoksa bana mesaj üzerine mesaj atabilir, atmayabilir de… risk almayıp altına Qunegond yazıp sahiplenmedim. Bu bir Şahin olabilir. Üstteki sonradan uçarak geldi, dalda başka yer yokmuş gibi güm diye diğerinin üzerine kondu, tırnaklarını geçirdi. Derilerinin plastik kaplı olduğunu düşünüyorum. Yeni blog takipçileri için, yazmadığımdan pek olmuyor ama ben yine de açıklamalı bilgi sıkıştırayım; C.İ. ile evliyim, Çekirdek kız kardeşim, Kiki bizim kız. Gezmelere hep birlikte gidiyoruz. 2015’te Florida’yı gezdik. Burada anlatmaya bir türlü fırsat olmadığından, niye olmadı elbette o da mumama, Instagram takip etmeyenler bilmez. Bu seyahati aklıma Helen getirdi. Kitabı okudum, kendimden de şeyler buldum ya bir anda böyle bir samimiyet kurasım geldi. Zaten instagramdan da sıkı takibe aldım, gerçi orada kuş, doğa falan paylaşıyor.

Başım Goodreads ile belada. Her sene okuma Challenge’ına katılmak manyaklığında bulunuyorum. Bir iki iyi gidiyor, derken okuyup okuyup okuduklarım arasına eklemeye üşeniyorum, böylelikle hiç bir sene iddia ettiğim sayıyı tutturamamış görünüyorum. Tüm karizma çiziliyor. Bu kadar sağ sol kroşeyi Ego kaldırmıyor. Zaman zaman kendisine çok da acıyorum, iki arada bir derede kalıyor zavallı.  Bu sene yapmayacağım dedim, Ocak-Şubat-Mart direndim, Nisan’la birlikte yenildim. 60 kitap iddiasında bulundum. Aslında niyetim Burhan Sönmez’in İstanbul İstanbul kitabı üzerine düşündüklerimi yazmaktı. O da bu senenin en iyileri arasında. Bağlantıyı burada vereyim bari; İstanbul İstanbul,  çünkü iki yere birden yazmaya çok üşeniyorum.  Dolayısıyla bu gönderide bir evvelki cümlemden de anlaşılacağı üzere pek detay vermiyorum. Sönmez İstanbul’u yeraltından anlatmış ama yeraltı edebiyatı değil. Bilmece bildirmece bir kitap. Yanlış anlaşılmasın eğlenceli falan değil ha, okuduktan sonra sol üst cenaplarda bir garip sızı oluyor.

fullsizeoutput_a8b6

Aynı Everglades parkından bu sefer benim emektar iPhone 6 ile çektiğim bataklık manzarası ile gönderime son verirken, küçüklerimin gözlerinden büyüklerim ellerinden öper….

Sıkıldığım çok belli oldu sanırım. Kakaya bağlamadan bu işi burada kesmek akıllıca olacak. Instagram’a on bin takipçi yapıcam derken eksiltmeyeyim. İlerleyen günlerde anlatmaya değer bir şeyler bulursam yine anlatırım. Eski fotoğraflara bakmak hoşmuş.

SaveSave

SaveSave