Etiketler

, , , , , , , ,

fullsizeoutput_a8da

Dünkü yazı eforundan sonra bu sabah Everglades parkındaki, pardon bataklığındaki desem daha iyi olur, aslen Miami’nin her tarafı böyle bence, havaalanına iner inmez sıcakta çürümüş ölü bitki hayvan ve çamur/toprak kokusu net burnuma çarpmıştı, çorak ülke gibiyim. Tık yok. Aklıma gelen bir şey de yok. 2 bardak limonlu su, 2 büyük damacana fincan kahve içtim, yine de uyanamadım. Gece yatmadan 700 gr kadar bir miktarı mideye indirerek kiraz mevsimini açmıştım. Senenin ilk kirazı olduğundan, aynı ayakkabı misali her yaz giydiklerimi mevsim başında ilk defa ayağıma geçirdiğimde ayaklar su toplar, gece vücut da su toplamış. Ayaklarda olduğunda iş kolay iğne saplayıp boşaltıyorum ama şimdi bu ödem denilen içten su toplamayı nereme iğne saplayıp boşaltabilirim, çaresizim. İlk hedef beyin olmalı, şu an en çok orada toplamış gibi. Hissiyat açısından ana beynin sağ ve sol yanında kesişimli birer tane daha var ve kafatasının sınırlı sorumlu olmasından dolayı yer darlığında biraz sıkışık oturuyorlar. O tası bir dağıtsam yeterince yer açılacak ama ya toplayamazsam endişesiyle, oturdum yazıyorum. Ayriyeten, çoraklık denen şey kinayeli, mi denir, artık ne denirse, vücutta/yeraltında su var ama hücrelerim/Everglades’in ağaçları o suyu içine almıyor. Bolluk içinde yokluk.

fullsizeoutput_a8cb

İçim rahat etmedi, kinayeli ne demek sözlükte baktım, değinmecel demiş. Yani, hücrelerimin suya değindiği ama bir türlü simbiyoza geçemediği düşünülürse tabir caiz olabilir. Bu sabah kelime dağarcığım korkunç seviyelerde, bilmediklerimi, emin olmadıklarımı aklıma geldi, ses uyumu oldu diye kullanasım var. Gerçi içim rahat, okunacak bir şeyler yazamasam da fotoğraflar bakılası. Değil mi yoksa? Bundan bir kaç sene sonra bugün yazdıklarımı okursam kesinlikle utanacağım eminim.

fullsizeoutput_a8c7

Aynı manzaradan bir 5 tane daha vardı ama seçim yaptım. Evet, artık seçim yapabiliyorum. Bulutlar, renkler, çoraklık… Bir kenardan olsun illa görünmekte direten yeşillik bugünkü ruhumun aynası.

Editörlük yapan bir arkadaşımdan aldığım feyz ile çalışma masamı düzenledim. Sağ yanda yatay duran kitaplar yarım bıraktıklarım, dik duranlar geçen on gün içinde biraz daha fazla da olabilir bitirdiklerim, en soldakiyse dün başladığım çok best seller kişisel gelişim kitabı. Yüzlercesini okuduktan, belli bir yaşa geldikten sonra hepsinin birbirinin aynı olduğunu fark ediyorum ama yine de edebiyat gibi, denir ya yazılacak olanların hepsi yazıldı sen daha ne yazıyorsun hemşom, işte bu hesap, yazıyorum sana ne, okuyorum sana ne… Zihin yine karıştı, bu sefer bakış açısı bile karıştı… Bir çırpıda okurken farkına varılmıyor ama satır aralarında büyük boşluklar var; demin kalktım, kendime bir damacana fincan daha kahve yaptım. Kahve  vücutta serbest dolaşan sular gününde iki kat faydalı, tüm suyu emiyor, kurutuyor. Böbreklerim biraz fazla çalışıyor ama üreyerek çoğalmış beynim çocuklarının başlarını kopartıp mideye indirerek eski boyutuna geri dönüyor, kabına sığıyor.

fullsizeoutput_a8d0

Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı’nı aldım, neden aldığım belli değil, aslen bana kafaya takmak gerekli. Mesela yazarlık kariyerimi kafaya takmış olsam, şimdi şu blogla kıt kanaat geçinip gitmeye bakmaz, iki üç kitabı peydahlamış olur, 20-30 dile çevrilen kapakları sitemde yayınlayıp, Ted konuşmalarımın videolarını Twitter’da paylaşıyor olurdum. Kitabın hakkını yemeyeyim içinde iyi ipuçları var. 80 sayfa kadar okudum. Bana seslendiği bir bölüm var, kısaca ufaktan atma harekete geç diyor. Blog yazmak harekete geçmek sayılır mı? Peki, akşamdan bulaşık bırakmamak? Okuyanınız varsa başta Jimmy diye birinin hikayesini anlatıyor, okurken koltukta ezilip büzüldüm. İlerleyen sayfalarda suratıma daha ne kadar çarpacak heyecanla bekliyorum. Aslında bu kişisel gelişim kitapları korku filmi etkisi yapıyor. Horror benim işim diyorsanız, tavsiye ederim okuyun.

fullsizeoutput_a8d5

Onca çoraklığın üzerine kıyamet manzarası gibi bir gün batımı fotoğrafı koyayım dedim. En sevdiğim, kendi kendime gurur yaptığım fotoğraflardan biri. İfsak görse nasıl yani hiç olmamış netlik sıfır, kadraj kötü, vs… der, neyseki görmeyecek çünkü gitmeyi bıraktım. Bense bunu nasıl çekmişim yaa… nidalarıyla yaşıyorum. Bir daha böyle bir şey yakalayamadım. Tekniği bilmeden kurgu yapmaya çalışmak gibi, bilmeden çekilen fotoğraflar da böyle oluyor. Artık ölene kadar buna bakar avunurum. Şu yukarıdaki kitap, işte tam da bu soruna değiniyor, kendi kendine büyüklenme diyor, okuyunca boyum kısaldı resmen, kilolarımı da atabilirsem karınca boyutuna ineceğim. Karıncalar hakkında çok fazla konuşasım var, blog eskileri Karınca Yazıtları diye bir romana başladığımı ve lakin devamını bir türlü getiremediğimi bilir. Bazı şeylere keşke kafayı taksam. Aslında Manson da bunu söylüyor, en sevdiğin şeyi kafana takabilmek için diğerlerini takmaman gerekiyor.

 

Reklamlar